
21 Ekim 2026 Çarşamba

"Güzel bir borç!" ya da Karz-ı Hasen

Şimdi Oldu Öğretmenim!

İTO Meclis Başkanı Erhan Erken; Tarihte Temmuz Ayı Olaylarını Değerlendirdi

Tarih ve Kültürün Harmanlandığı Göynük’te Yaşanan Bir Günde Akılda Kalanlar

Ülkemizin Sağlık Turizmindeki Başarısı…

TİCARETTE HİLE, KUL HAKKIDIR

Utanma Türk Dil Kurumuna göre; Onursuz veya gülünç duruma düşmekten kaygı duymak, mahcup olmak, çekinmek, sıkılmak, ar veya haya etmek.
Sosyal açıdan; Toplumsal normlara, ahlaki kurallara veya başkalarının gözünde değer kaybı yaşama endişesine bağlı gelişen bilinçli bir duygu.
Utanmanın eş anlamlıları: Mahcup olmak, sıkılmak, çekinmek, ar etmek, haya etmek
UTANMAYI MUMLA ARIYORUZ
Toplumsal olarak dünyaya karşı utanılacak durumdayız.
Geleneklere sahip çıkamamışız, çıkanı küçümsemişiz.
Çarşı pazarda utanma kalmamış, sağlıklı gıdaya ulaşmak bile utanmazların elinde kalmış.
Aile demişiz, aile kavramı da uygulaması da zedelenmiş. Herkes bir tarafta. Yuva yıkmak alkışlanır olmuş, değer görmüş, para için her şey yapılır olmuş.
Eğitim demişiz herkes eğitimi zayıflatmak, değersizleştirmek için seferber olmuş, oysa bilgi, eğitim her konunun başı.
Genç demişiz, gençler ayrı bir alem. Kendinden başkasını düşünmeyen, bencil, egolu, şımarık, marka tutkunu bir gençlik oluşmuş. Ülkesini, toplumu düşünen azalmış.
Hal ve davranışlarıyla başkasını rahatsız etmek, “ben özgürüm, kimse bana karışamaz, istediğim yerde istediğimi yaparım “a dönüşmüş.
Oysa toplum içinde kimse sınırsız özgür olamaz, her istediğin yerde her davranışı sergileyemezsin, bu toplum köksüz değil, bir gecede oluşmadı. Yılların adet, örfü, gelenekler, toplumun yazılı ve yazılı olmayan kuralları var. Seni o anda tanıyan yok diye toplum kurallarına aykırı davranamazsın.
İş dünyası demişiz, iş tarafında da, işveren tarafında da çalışan tarafında da ayrı sorunlar etik olmayan konular var, sıkıntı büyük. İş dünyasında kimse birbirinden memnun değil, insana zararlı üretim ve tüketimi körükleme almış başını gitmiş.
UTANMA YOKSA AHLAK DA YOK
Daha fazla yazıp içinizi karartmak istemem ama faklı alanlarda toplum olarak sorunumuzun ahlak olduğunu biliyoruz.
Ahlakı önemseyenin utanması olur. Utanma yoksa ahlak da yok. Ahlakı da utanmayı da arar olduk. Bulduğumuzda da uygulayana “dinazor, iş bilmez, bu zamanda para önemli” dedik.
Bir taraftan ulaşım kartında otobüse bir binişten tasarruf edip onunla bir ekmek almaya çalışan var, diğer tarafta, hızla köşe dönen fırıldaklar.
Bir tarafta ömür boyunca dirsek çürüten ama tecrübesi ve bilgisi değer görmeyen, diğer tarafta bilgisiz, ilgisiz hatırlı, gönüllü, torpilliler var.
ÇÜRÜK ELMA ÇÖPE ATILIR
Çürük elmaları sağlam elmanın yanında bıraktık. Sağlamı da bozmaya uğraşıyoruz. Çürük elma yanındaki sağlam elmayı hızla çürütür. Çürükleri alıp çöpe atmak gerekir. Çürük elmaları çöpe atmadan utanmayı, ahlakı yeniden çoğaltamayız. Çürükler baş tacı olamaz, olmamalı.
Her sektör ve herkes için geçerli. Tren kaçtı kaçıyor. Bambaşka bir çağa girerken ahlak ve etik değerlerimize, ülkemize, devletimize sahip çıkmak zorundayız.
Toplumu bireyler oluşturduğuna göre herkes önce kendine bakacak. “Ben kendimi ve başkasını çürütüyor muyum, kötü örnek oluyor muyum, başkasının hakkına giriyor muyum diyecek.“
Devlet üstüne düşeni daima yapar. Ama bireyler de üstüne düşeni yapmak zorunda. Otokontrol diye bir şey var. Kendi kendini kontrol etmek. Toplumsal değerlere sahip çıkmak.
AHİLİK DEĞERLERİ
Gözü, gönlü tok olmak, haksızlık yapmamak, haram yememek, toplumu da düşünmek, komşusu açken destek olmak hemen aklıma gelen ahilik değerleri. Eylül ayında ahilik haftasını kutladık. Ahilik değerlerini ne kadar tekrarlayıp önemsedik. “Bu zamanda Ahilik değeri mi kaldı” diyenler. Evet, bu zamanda ahilik değerlerine bireysel ve toplumsal olarak çok ihtiyacımız var. Bu sebeple başkanı olduğum Ahilik Kültürünü Araştırma, Tanıtma ve Yaşatma Derneği devam ediyor.
Ahilik değerlerinde utanmak, toplumdan çekinmek, hak yememek var. Neden ahilik değerleri önemsenmiyor? “Tencere dibin kara, seninki benden kara” durumu olduğu için mi?
Şükür ki hala toplumda iyi niyetli, toplumsal iyi değerleri gözeten, uygulayan, utanma duygusu olan, ahlakı önemseyen bireyler var. Bu güzelim ülkemiz daha iyi davranışları hak ediyor ama bunu çürük elmalarla yapamayız. Çürük elmaların yeri çöptür.
Sözün özü; Utanma duygusu, her alanda ahlaki değerlere önem vermek, ülke sevgisi, toplum odaklılık, güzelim ülkemizi, topraklarımızı koruyacak bir kalkandır. Çok kıymetli bir ülkemiz ve topraklarımız var. Şehitlerimizin kemiklerini sızlatmayalım.
Not: Bu yazı yazarı tarafından organik zeka ile yazılan özgün bir yazıdır.
Öğr. Gör. Tümay MERCAN
Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü/Kurumsal İletişim /Yönetim Danışmanı [email protected] Linkedin: Tümay Mercan Twitter: @tumaymercan İnstagram: mercantumay Facebook:Tümay Mercan

Bu yıl 39. Ahilik haftası 14-20 Eylül 2026 haftasında yine ülkemiz çapında kutlandı. Geçmiş yıllardakine benzer etkinliklerle Ahilik değerlerini hatırlandı.
Ahilik değerlerini yıldan yıla değil, yaygın bir şekilde uyguladığımızda asıl bu haftanın hakkını vermiş olacağız.
Ahilik değerleri hiç uygulanmıyor değil. Elbette hala uygulanıyor. Uygulayanlar arasından da her ilde yılın ahisi seçiliyor ve ahilik haftası için ilin ilgili komisyonu çeşitli hazırlıklar yapıyor.
Ticaret Bakanlığımız nezdinde yürütülen çalışmalar ile ahilik değerlerinin benimsenmesine katkıda bulunuluyor.
AHİLİK DEĞERLERİ MİLLİ SEVET
Ahilik değerleri sadece ticaret yapanlar veya esnaflar için değil, iş hayatında kamu, özel her alanı her düzeyde çalışanı, yönetici için geçerli.
Bu değerlere bütün toplum olarak uyabildiğimizde dünyada bir numara olabiliriz.
Yani gelişecek olanın ayağına çelme takmadığımıza, ne olursa olsun emeğin hakkını verdiğimizde, her şeyi bedavaya getirip ahilik lafları etmediğimizde, emeğin hakkını verdiğimizde, fikir hırsızlığı yapmadığımızda, bilgiyi gerçekten doğru yerde ve zamanda paylaştığımızda, bencil değil, toplum odaklı olduğumuzda, sadece kendimizi değil sektörümüzü de düşünerek hareket ettiğimizde, önce parayı değil ülkemizi düşündüğümüzde yani şu anda ülkemize, sektörümüze, kendimize, toplumumuza, çevremize, yaptığımız işlere destek veren insanlara zarar verecek işleri, davranışları bıraktığımızda, birbirimize destek verip diri olduğumuzda dünyayı titretebiliriz. Aksi taktirde bizi titretirler.
Sanayi, ticaret, esnaf alanına baktığınızda her sektör devletten daha fazla destek istiyor ama kendi içinde bir araya gelip inovatif bir çalışma yapmıyor. Ezberlerle gitmek istiyor. Oysa dünya artık ezberle gitmiyor.
“Şimdi Ahilik Zamanı” isimli kitabımda bahsettiğim gibi,bizim sorunumuz sektörlerin kendi içinde ve dışında bir araya gelememesi ve ahlaklı ticareti biraz göz ardı etmek. Ahlak gidince bereket de kalmıyor.
İşte bunun için ahilik haftasında ve her zaman ahilik değerlerinin çokça konuşulması gerek.
Kocaeli’ de bulunan Ahilik Kültürünü Tanıtma ve Yaşatma Derneği olarak bu yıl da kutlamalara destek verdik. Ayrıca Kocaeli Ahilik İl Kutlama Komitesi’nin kararıyla “NASIL AHİ OLDULAR?” panelinidüzenledik.
Ahilik Kültürünü Tanıtma ve Yaşatma Derneği Başkanı olarak moderatörü olduğum panelde geçmiş yılların Kocaeli ahilerine hangi ahilik değerlerine dikkat ettiklerini sorduk. Güzel cevaplar aldık, örnek ifadeler kullandılar.
Ortak cevaplar özetle kaliteden, dürüstlükten ödün vermemek, emeğin hakkını yememek. Bu cevaplar birilerine örnek olur umarım.
AHİLİĞE İNANAN SALDIRGAN, SUÇLAYICI, KIRICI TAVIR İÇİNDE OLMAZ
Ahilik değerlerinin ne olduğunu bilmeyenler, sadece bu konu üzerinden bile birilerini hedef alabiliyorlar.
Ahilik efendiliktir. Başkalarının “sana göre” eksiğini ifşa etmemektir. Küçük ve değersiz göstermeye çalışmamak kısacası kötü niyetli olmamaktır. Ahiliğe inanan insan saldırgan, kırıcı tavır içinde olmaz.
Kendilerine ortalık karıştırma görevi verenler veya verilenler ahilik değerlerini bilmiyor demektir. Ahilikte söz yumuşaktır.
Ayrıca ahiliği öz’ de yaşamayıp, uygulamayıp ticari bir araç olarak görenlerin çoğaldığı fark ediyoruz. Kadim değerlerimiz dilde değil, uygulamada olmalı. Ahilik değeri ticari araç, reklam aracı olamaz.
Ahilik değerleri için “ geçmişte kaldı bu değerler öldü” diyenler, bu değerlere toplumumuzun, ülkemizin ve dünyanın şimdi daha çok ihtiyacı var. Kendi insanımıza, kendi ürettiğimize, kendi yaptığımıza güvenmek istiyorsak bu değerlere sahip çıkmak, dürüst iş, ticaret, üretim yapmak zorundayız.
Başkalarına güvenip, onların ürünlerini aldığımızda onlara kazandırmış kendi ticaretimizi bitirmiş oluyoruz. Ticarette güven alıcı ve satıcı için her zaman önemli.
Sözün özü: Hala ahilik değerleri yaşıyor, yaşatılıyor. Daha çoğalması umuduyla. Kitabımda da söylediğim gibi, “Şimdi Ahilik Zamanı”
Not: Bu yazı yazarı tarafından organik zeka ile yazılmıştır.
Öğr. Gör. Tümay MERCAN
Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü/Kurumsal İletişim /Yönetim Danışmanı [email protected] Linkedin: Tümay Mercan Twitter: @tumaymercan İnstagram: mercantumay Facebook:Tümay Mercan

Tüketici alışkanlıkları, yaşam ve para harcama şekli, konut alanlarının değişimi, iş yapma biçimleri değişiyor. Bir dönüşümün içindeyiz.
Geleneksel çarşı alışverişi hala var ama bazı konularda sıkıntı yaşanıyor.
Esnaflık eskisi gibi değil. Rakip çok, gider çok, müşteri daha seçici. Geleneksel alışveriş alanlarına eskisi kadar müşteri gelmiyor.
Her şehrin esnaf, ürün, müşteri profili farklılık gösterse de genel olarak bir sıkıntı var.
Yaz mevsimi dolayısıyla tatillerin başlaması ile insanlar tatil beldelerinden alışveriş yapıyor gibi görünse de tatil beldeleri de halinden memnun değil.
Her şehir için farklı sebepler var elbette.
Evet, ticaret dönüşüyor, iş yapma biçimleri değişiyor, tüketici alışkanlıkları değişiyor ama geleneksel çarşılar aynı kalıyor. Şimdilik. Böyle devam edebilir mi?
Sürekli gelişen e- ticarete ne kadar direnilebilir?
Devlet için konu önemli, esnaf, zanaatkar ve ticaret yapan için, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) için konu önemli.
Geleneksel alışverişin yaşaması, hem esnaf hem de geleneğin unutulmaması için şart. Devamlılık için özünü kaybetmeden dönüşüm de şart.
Biz birbirimizi aşağı çekerken dünya yükseliyor ve ticaretimiz elimizden kayıp gidiyor. Dünya neler yapıyor bir bakın, bir de bizim yaptıklarımıza bakın.
Biz kazan- kazan ticaretini unuttuk. Ben kazanayım, daha çok kazanayım düşüncesi ile parayı merkeze koyarak, paradan başka her şeyi unuttuk.
Hak yemek, fahiş fiyat, her şeyi bedavaya getirmek, sadece kendini düşünmek genel alışkanlık oldu. Kul hakkı falan hak getire.
Sözün özü; Tüketim alışkanlığı değişiyor, geleneksel çarşılar ne olacak? Değişime hazır mısınız?
Not: Bu yazı yazarı tarafından organik zeka ile yazılmıştır.
Öğr. Gör. Tümay MERCAN
Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü/Kurumsal İletişim /Yönetim Danışmanı [email protected] Linkedin: Tümay Mercan Twitter: @tumaymercan İnstagram: mercantumay Facebook:Tümay Mercan

Konuya hemen gireceğim. Müşterinize vefalı mısınız?
Az da olsa sadık müşteriniz vardır. Bu müşteriye siz de ne kadar sadıksınız, ne kadar düşünür, anlamaya çalışırsınız.
Müşteriniz sizi keşfetmiş, sizden alışveriş yapan müşteri ise, ne kadar önemsersiniz?
Yıllardır markalaşma eğitimi veren biri olarak müşteriye vefayı önemli buluyorum.
Kapınızdan ilk defa giren müşterinin 2. kere girmesi veya sizi tavsiye etmesi için ne yaparsınız, farkınız nedir?
Bu zamana kadar kaç müşteriniz oldu, onlarla iletişiminiz devam eder mi?
İşlemenizin bulunduğu lokasyon elbette önemli. Bazı lokasyonlar çok yoğun, gelip geçen müşteri çok. Ama her gün gelip geçen de var, bir kez gelip geçen de.
Cebinde sizden alış veriş edecek parası olan var ama sizin kapınızdan girmiyor.
Cebinde sizden alış veriş edecek parası yok ama sizi fark ediyor ve parası olduğunda sizi tercih edecek. Neden sizi tercih etsin?
Bu konu nereden mi aklıma geldi? 15 yıl önce sıkça alışveriş ettiğim bir markadan 15 yıldır alışveriş etmiyorum. Markaya küskünlüğüm ve kızgınlığım yok. Tamamen kişisel farklı bir sebep. Bana hala mesaj gönderiyor ve hatırlıyor.
15 yıldır bizden alışveriş etmiyor, zaten artık bize gelmiyor demiyor, hala potansiyel müşteri olarak görüyor. Marka olmasının altında yatan en önemli sebeplerden biri bu. Bunu müşteriye vefa olarak görüyorum.
Biliyorum ki birçok kurum, ticaret yapanlar kapıdan giren, kapıdan geçen müşteri sayısının bile farkında değil. Kapıdan giren müşteriye nasıl sesleneceğinin bilincinde değil. Kapısının önünden kaç kişi geçiyor merak etmemiş.
Müşteri eskisinden daha kıymetli. Rakip çok, imkan çok, e-ticaret hızla yükseliyor.
Bu gün esnaflar için fiziki dükkanların en büyük rakibi yan komşusu değil, e- ticarettir. Bu konuyla ilgili çözümü 10 yıl önce yine bu mecrada yazmıştım.
Bizim ticaret kültürümüzde danışmanla çalışma yaygın değil, çalışılsa da danışmanı dinlememek, bildiğini yapma öncelikli durum, danışman olarak yüksek sesle konuşanlar şov yapanlar tercih ediliyor. Sonra da eldeki imkanların değeri bilinmeden devamlı eksiye gitme durumu ortaya çıkıyor.
Sözün özü; Müşteriye ne kadar vefalısınız? Birlikte çalışalım. Vefanızı ve farkınızı ortaya çıkaralım.
Not: Bu yazı yazarı tarafından organik zeka ile yazılmıştır.
Öğr. Gör. Tümay MERCAN
Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü/Kurumsal İletişim /Yönetim Danışmanı [email protected] Linkedin: Tümay Mercan Twitter: @tumaymercan İnstagram: mercantumay Facebook:Tümay Mercan

Vahşice kirletme ve tüketimden dolayı yüzyılın sorunlarından biri çevre. Bu sorunun altında sorumsuzluk ve akletmeme, kendinden sonra geleni düşünmeme var.
Eğitim ve bilinçlenme ile öğrenilebilir ama bu zamana kadar öğrenilmemiş olması ilginç değil mi? Konu bilmemek değil aslında umursamamak.
İnsan, fabrika atığını dereye dökmüş, denizi çöp alanı olanı kullanmış, pikniğe gittiği yeri kirletmiş, daha çok tüketmiş, tüketirken ve tükettikleri üretilirken doğa daha çok kirletilmiş, zaten kontrolsüz kullandığı su kaynakları da kirlenince biraz düşünmüş, bu işin sonu ne olur demiş ve çevre ile ilgili çalışmalar artmış.
SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK ÇALIŞMALARI
Kurumlar sürdürülebilirlik çalışmaları kapsamında çevreye önem veriyoruz diyorlar, sanayi kuruluşları gri veya arıtılmış su kullanımında nazlanıyorlar, ülkede birçok belediye durumun farkında olsa da plan aşamasında bile değil, bireysel bilinçsizlik aşılması gereken en önemli duvar.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’mız durumun farkında, yasalar, yönetmelikler, planlar var. Hepsi güzel de kim uygulayacak? Saha, sahadaki insan. İşte burada problem yaşanıyor.
Sahanın, vatandaşın çok da umurunda değil. Bu vatandaş fabrika sahibi de olsa, çöp ayrıştırma konusunda göstermelik iş yapan belediye yönetimi de olsa, evde suyu kullanan kişiler de olsa fark etmiyor.
Kime sorsanız “çevre ve doğa önemli” der ama koruma konusunda gayret aşama aşama kişi ve kurumlar açısından yeterli değil. Çevre bilinci rastgele izmarit ve çöp atmamaktan başlar.
DENİZ SUYU ARITMA
Su ayrı bir konu. Dünyada tatlı su mevcut suyun %2’si. Türkiye su fakiri bir ülke. Bu yıl yağmur yağmasaydı durum vahimdi. Gelecek yıl inşallah yağar. Ya yağmazsa?
03 Şubat 2023 tarihli Özgür Kocaeli Gazetesi’nde yayınlanan “Su verimliliği seferberliği” başlıklı yazımda “Deniz Suyunu Arıtmak” alt başlığında
“Susuzluk konusuna çare olabilecek bir diğer konu da deniz suyunun arıtılması. Bu öyle kolay bir konu değil. Oldukça maliyetli. Çeşitli Ar-ge çalışmalarına ve konuya teknik olarak kafa yoranlara daha fazla destek verip bir alternatif oluşturulmalı. Konuyla ilgili çeşitli çalışmalar ve örnekler var. İspanya, Singapur ve Malezya deniz suyu arıtıp kullanabiliyorlar. Bu konu mutlaka çevre mühendislerinin takibinde ve disiplinler arası mühendislik ile uygun maliyetli çözüm bulunabilir. Elbette hiçbir şey susuzluk kadar pahalı olamaz.” diye yazmıştım.
Bir çevre fuarında tanıştığım bir firmanın tam da bu işi yaptığını görünce mutlu oldum. Türk mühendislik bilgi ve azmiyle yerli ve milli içilebilir deniz suyu arıtma sistemi artık var. Uzun yıllar denizcilik sektöründe makine mühendisi olarak çalışan Muhammet Çoplan, ortağıyla birlikte denizde ve kıyıda güneş ve rüzgâr enerjisi ile çalışan bir sistem oluşturmuş.
Faydalı model örneği olan sistem oteller, turizm kompleksleri deniz kıyısında bulunan şehirler, tatil beldesi belediyeleri, adalar ve şebekeden bağımsız yerleşimler, afet durumları için otonom su kaynağı olarak uygun bir sistem. Nitekim Bodrum Belediyesi sistemi kullanmaya başlamış.
Ülkemizde üretilen, yurt dışı muadillerine göre ekonomik ve farklı, içilebilir deniz suyu arıtma sistemi önemli. Bu girişim yurt dışında da karşılık bulmuş ve bir ihracat kalemi olma yolunda. Muhtemelen COP’31 ‘de de ilgi görecek. Dünyanın temiz ve içilebilir su azlığı konusunda gidişatı malum.
Sözün özü; Keşke dünya nimetlerini dengeli kullansak ama bugün geldiğimiz noktada, kolayca bize gelen tatlı suyun kıymetini bilmediğimiz için deniz suyunu arıtmaya, hem de enerji bağımsız sürdürülebilir su çözümlerine muhtacız.
Sözün özü; İSG ‘ye farklı bir gözle bakıp önemsemek gerek. Herkes ve her sektör için geçerli.
Not: Bu yazı yazarı tarafından organik zekâ ile yazılmıştır.
Öğr. Gör. Tümay MERCAN
Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü/Kurumsal İletişim /Yönetim Danışmanı [email protected]
Linkedin: Tümay Mercan X: @tumaymercan Instagram: mercantumay Facebook:Tümay Mercan
Reklam, röportaj, haber, iş birliği ve görünürlük talepleriniz için bize ulaşın.