
19 Temmuz 2026 Pazar

"Güzel bir borç!" ya da Karz-ı Hasen

Şimdi Oldu Öğretmenim!

İTO Meclis Başkanı Erhan Erken; Tarihte Temmuz Ayı Olaylarını Değerlendirdi

Türkiye’yi Bekleyen Tehlike: Erken Sanayisizleşme ve Üretim Sanatı

Ülkemizin Sağlık Turizmindeki Başarısı…

ÇALIŞ, İNAN VE ENDİŞE ETME!

Konuya hemen gireceğim. Müşterinize vefalı mısınız?
Az da olsa sadık müşteriniz vardır. Bu müşteriye siz de ne kadar sadıksınız, ne kadar düşünür, anlamaya çalışırsınız.
Müşteriniz sizi keşfetmiş, sizden alışveriş yapan müşteri ise, ne kadar önemsersiniz?
Yıllardır markalaşma eğitimi veren biri olarak müşteriye vefayı önemli buluyorum.
Kapınızdan ilk defa giren müşterinin 2. kere girmesi veya sizi tavsiye etmesi için ne yaparsınız, farkınız nedir?
Bu zamana kadar kaç müşteriniz oldu, onlarla iletişiminiz devam eder mi?
İşlemenizin bulunduğu lokasyon elbette önemli. Bazı lokasyonlar çok yoğun, gelip geçen müşteri çok. Ama her gün gelip geçen de var, bir kez gelip geçen de.
Cebinde sizden alış veriş edecek parası olan var ama sizin kapınızdan girmiyor.
Cebinde sizden alış veriş edecek parası yok ama sizi fark ediyor ve parası olduğunda sizi tercih edecek. Neden sizi tercih etsin?
Bu konu nereden mi aklıma geldi? 15 yıl önce sıkça alışveriş ettiğim bir markadan 15 yıldır alışveriş etmiyorum. Markaya küskünlüğüm ve kızgınlığım yok. Tamamen kişisel farklı bir sebep. Bana hala mesaj gönderiyor ve hatırlıyor.
15 yıldır bizden alışveriş etmiyor, zaten artık bize gelmiyor demiyor, hala potansiyel müşteri olarak görüyor. Marka olmasının altında yatan en önemli sebeplerden biri bu. Bunu müşteriye vefa olarak görüyorum.
Biliyorum ki birçok kurum, ticaret yapanlar kapıdan giren, kapıdan geçen müşteri sayısının bile farkında değil. Kapıdan giren müşteriye nasıl sesleneceğinin bilincinde değil. Kapısının önünden kaç kişi geçiyor merak etmemiş.
Müşteri eskisinden daha kıymetli. Rakip çok, imkan çok, e-ticaret hızla yükseliyor.
Bu gün esnaflar için fiziki dükkanların en büyük rakibi yan komşusu değil, e- ticarettir. Bu konuyla ilgili çözümü 10 yıl önce yine bu mecrada yazmıştım.
Bizim ticaret kültürümüzde danışmanla çalışma yaygın değil, çalışılsa da danışmanı dinlememek, bildiğini yapma öncelikli durum, danışman olarak yüksek sesle konuşanlar şov yapanlar tercih ediliyor. Sonra da eldeki imkanların değeri bilinmeden devamlı eksiye gitme durumu ortaya çıkıyor.
Sözün özü; Müşteriye ne kadar vefalısınız? Birlikte çalışalım. Vefanızı ve farkınızı ortaya çıkaralım.
Not: Bu yazı yazarı tarafından organik zeka ile yazılmıştır.
Öğr. Gör. Tümay MERCAN
Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü/Kurumsal İletişim /Yönetim Danışmanı [email protected] Linkedin: Tümay Mercan Twitter: @tumaymercan İnstagram: mercantumay Facebook:Tümay Mercan

Vahşice kirletme ve tüketimden dolayı yüzyılın sorunlarından biri çevre. Bu sorunun altında sorumsuzluk ve akletmeme, kendinden sonra geleni düşünmeme var.
Eğitim ve bilinçlenme ile öğrenilebilir ama bu zamana kadar öğrenilmemiş olması ilginç değil mi? Konu bilmemek değil aslında umursamamak.
İnsan, fabrika atığını dereye dökmüş, denizi çöp alanı olanı kullanmış, pikniğe gittiği yeri kirletmiş, daha çok tüketmiş, tüketirken ve tükettikleri üretilirken doğa daha çok kirletilmiş, zaten kontrolsüz kullandığı su kaynakları da kirlenince biraz düşünmüş, bu işin sonu ne olur demiş ve çevre ile ilgili çalışmalar artmış.
SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK ÇALIŞMALARI
Kurumlar sürdürülebilirlik çalışmaları kapsamında çevreye önem veriyoruz diyorlar, sanayi kuruluşları gri veya arıtılmış su kullanımında nazlanıyorlar, ülkede birçok belediye durumun farkında olsa da plan aşamasında bile değil, bireysel bilinçsizlik aşılması gereken en önemli duvar.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’mız durumun farkında, yasalar, yönetmelikler, planlar var. Hepsi güzel de kim uygulayacak? Saha, sahadaki insan. İşte burada problem yaşanıyor.
Sahanın, vatandaşın çok da umurunda değil. Bu vatandaş fabrika sahibi de olsa, çöp ayrıştırma konusunda göstermelik iş yapan belediye yönetimi de olsa, evde suyu kullanan kişiler de olsa fark etmiyor.
Kime sorsanız “çevre ve doğa önemli” der ama koruma konusunda gayret aşama aşama kişi ve kurumlar açısından yeterli değil. Çevre bilinci rastgele izmarit ve çöp atmamaktan başlar.
DENİZ SUYU ARITMA
Su ayrı bir konu. Dünyada tatlı su mevcut suyun %2’si. Türkiye su fakiri bir ülke. Bu yıl yağmur yağmasaydı durum vahimdi. Gelecek yıl inşallah yağar. Ya yağmazsa?
03 Şubat 2023 tarihli Özgür Kocaeli Gazetesi’nde yayınlanan “Su verimliliği seferberliği” başlıklı yazımda “Deniz Suyunu Arıtmak” alt başlığında
“Susuzluk konusuna çare olabilecek bir diğer konu da deniz suyunun arıtılması. Bu öyle kolay bir konu değil. Oldukça maliyetli. Çeşitli Ar-ge çalışmalarına ve konuya teknik olarak kafa yoranlara daha fazla destek verip bir alternatif oluşturulmalı. Konuyla ilgili çeşitli çalışmalar ve örnekler var. İspanya, Singapur ve Malezya deniz suyu arıtıp kullanabiliyorlar. Bu konu mutlaka çevre mühendislerinin takibinde ve disiplinler arası mühendislik ile uygun maliyetli çözüm bulunabilir. Elbette hiçbir şey susuzluk kadar pahalı olamaz.” diye yazmıştım.
Bir çevre fuarında tanıştığım bir firmanın tam da bu işi yaptığını görünce mutlu oldum. Türk mühendislik bilgi ve azmiyle yerli ve milli içilebilir deniz suyu arıtma sistemi artık var. Uzun yıllar denizcilik sektöründe makine mühendisi olarak çalışan Muhammet Çoplan, ortağıyla birlikte denizde ve kıyıda güneş ve rüzgâr enerjisi ile çalışan bir sistem oluşturmuş.
Faydalı model örneği olan sistem oteller, turizm kompleksleri deniz kıyısında bulunan şehirler, tatil beldesi belediyeleri, adalar ve şebekeden bağımsız yerleşimler, afet durumları için otonom su kaynağı olarak uygun bir sistem. Nitekim Bodrum Belediyesi sistemi kullanmaya başlamış.
Ülkemizde üretilen, yurt dışı muadillerine göre ekonomik ve farklı, içilebilir deniz suyu arıtma sistemi önemli. Bu girişim yurt dışında da karşılık bulmuş ve bir ihracat kalemi olma yolunda. Muhtemelen COP’31 ‘de de ilgi görecek. Dünyanın temiz ve içilebilir su azlığı konusunda gidişatı malum.
Sözün özü; Keşke dünya nimetlerini dengeli kullansak ama bugün geldiğimiz noktada, kolayca bize gelen tatlı suyun kıymetini bilmediğimiz için deniz suyunu arıtmaya, hem de enerji bağımsız sürdürülebilir su çözümlerine muhtacız.
Sözün özü; İSG ‘ye farklı bir gözle bakıp önemsemek gerek. Herkes ve her sektör için geçerli.
Not: Bu yazı yazarı tarafından organik zekâ ile yazılmıştır.
Öğr. Gör. Tümay MERCAN
Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü/Kurumsal İletişim /Yönetim Danışmanı [email protected]
Linkedin: Tümay Mercan X: @tumaymercan Instagram: mercantumay Facebook:Tümay Mercan

Ticaret hayatın ve ekonominin gerçeği. Bir tarafta mal ve eşyalara ihtiyaç duyanlar var var, bir tarafta bunları üretenler, hem üretip hem satanlar veya sadece alıp satanlar var. Her türlüsü elbette ticaret.
Hep söylenir ticaret etik olmalı, ticaret kendi kurallarına uymalı denir. Ticaret kurallarında en kısa haliyle kaliteli mal üretmek, hile yapmamak, müşteriyi zor durumda bırakmamak, malı değerine satmak, fahiş fiyat uygulamamak, malına sahip çıkmak vardır.
Yukarıda saydığımız özellikler aynı zamanda “Ahilik” kurallarıdır. Bu gün ticarette bahsedilen kurallar yüzyıllar öncesinden bize miras kalmıştır.
Tüketici açısından da özlenen ticaret ve alış veriş şekli aslında budur.
Ne yazık ki bir dönem” fırsatçılık” ve “etik değerlere uygun davranmamak”, iyi bir davranış, uyanıklık, iş bilirlik olarak lanse edildiğinden ve bu durum benimsendiğinden dolayı ticarette fırsatçılık öne çıkar olmuş ve işin tuhafı yadırganmamış, kolayca uygulanmıştır.
Bu gün çeşitli sebeplerle kurallara uygun ticaret yeniden özendirilmeye çalışılsa da etik olmayan “fırsatçı ticaret” in bu kadar çabuk yaygınlaşması, uygulanması, benimsenmesi tuhaf değil mi?
İnsanlar doğruya inanıyorlarsa yanlışa karşı dik durabilmeli. En ufak bir yanlış rüzgarında eğilip bükülmemeli. Ne yazık ki bazı kişi ve kurumlarca ticarette her yol mubah sayıldığı için, her türlü oyun oynanıp tüketici kandırılabiliyor.
Gıdadan, otomobil tamirine, tekstilden ilaca, çocuk oyuncak ve sarf malzemelerinden kozmetiğe kadar her türlü hile ve hurda var ne yazık ki. Denetimlerin yeterli olup olmaması önemli değil. Üreten ve satanın da sorumluluğu var.
Trafikte aracınızla giderken trafik kurallarına uymanız için her metrede bir trafik polisi mi bulunması gerekiyor? Sürücü sorumluluğunu ve kuralları bilmek zorunda. Çünkü ehliyet alıyor.
Aslında ticaret yapanlar ticaret odalarına ve meslek odalarına kayıt olurken bir nevi ehliyet alıyorlar. Belki de bu ehliyetin niteliği, içeriği yeniden düşünülüp değişip dönüşmeli, düzenlenmeli, düşünülmeli, bir takım mesleki cezalar ve yaptırımlar konulmalı, varsa uygulanmalı.
Sözün Özü; Ticarette fırsatçılık olmaması, etik kurallara, ahlak kurallarına uygun davranılması için ilgili odaların zaman ayırarak sonuç odaklı çalışma yapması faydalı görünüyor. Tam da yeni seçimler yeni bitiyorken.
Öğr. Gör. Tümay MERCAN
Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü/ Yönetim Danışmanı
[email protected] Twitter:Tümay Mercan@Tumaymercan / Facebook:Tümay Mercan

İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) her işin güvenli ve sağlıklı yapılması için konmuş kurallardan oluşan bir iş. Amaç insan sağlığını korumak, iş yerlerinde güvenli çalışmayı, iş yerinin güvenli devamlılığını sağlamak.
Hizmet veya imalat her iş kolu için geçerli. Hatta tesadüfen iş yerlerinin önünden geçen kişiler için de önemli.
Gün geçmiyor ki bir iş kazası haberi olmasın. Verilere göre, Türkiye’de 2025 yılında en az 2 bin 105 işçi iş kazasında hayatını kaybetti. Günde ortalama 6 işçinin yaşamını yitirdiği yıl boyunca, inşaat, tarım ve taşımacılık en ölümcül iş kolları olurken, 94 çocuk işçi hayatını kaybetmiş.
İş kazasında hayat kaybı 2022 ve 2023 yıllarında da benzer durumda. Alınan çeşitli önlemler ve eğitimler kaza ve kayıpları azaltmayı amaçlıyor.
İSG konusunda iş yerlerine önemli sorumluluklar düşüyor.
Toplum olarak güvenlik algımız zayıf olduğu için “ bana bir şey olmaz” bir kereden bir şey olmaz” “bu kadar kurala, detaya ne gerek var” diyerek işin kolayına kaçmak zaafları ve iş kazalarını beraberinde getiriyor.
Verdiğim “güvenlik algısı” eğitimlerinde konuyu detaylarıyla anlatıyorum. Güvenlik her şeyden önemli.
İşe başlayan her kişi İSG eğitimi alıyor. Nasıl alıyor? Eğitim özenli ve işe yarasın diye mi veriliyor yoksa sıradanlaştırılarak mı? İşin bir püf noktası burada.
İSG sektörünün kendi içinde de sorunlar var. Bu alanda birçok firma var. Rekabet dolayısıyla düşük fiyat karar verici için önemli oluyor. İSG konusunda ciddi çalışan firmalar da var elbette. Fakat onlarda bile çeşitli olumsuzluklar olabiliyor.
Bazı iş yeri sahipleri İSG kurallarına uymuyor ve İSG şirketlerini ve uzmanlarını bezdiriyorlar. İş kazalarının iş hukuku, ceza hukuku, sosyal güvenlik boyutu var. Belki bazı yöneticiler bu boyutun büyüklüğünün farkında değil.
Özellikle işletme sahiplerinin bu konuyu ciddiye alıp, kurallara bizzat kendi uymaları, uyulması için gerekenleri yapması, “mış” gibi yapılmasını İSG uzmanına teklif etmemesi gerekiyor. Çalışanlara elbette eğitim verilecek ama yönetim grubunun da eğitim alması gerekiyor.
Bazen çalışanlar İSG’ yi umursamıyor. Bazen de çalışanlar genellikle yaptıkları işin tehlikeli olduğunu biliyor. Ekmeğini kazanabilmek için riski ve tehlikeyi görse de çalışmak zorunda kalıyor.
Bazı iş kazalarının sebebinin zaman sıkıntısı, ekipman eksikliği ve bir çok sebep olduğu biliniyor. Aslında bütün bu olanların sebebi yönetim süreçlerinin yanlışlığı, yöneticilerin kabiliyetsizliği.
İSG uzmanları işlerini engelleyen iş verenden patrondan şikayetçi iş veren ise kurallara uyulmasından.
Bu alanda yeni düzenlemeleri devlet yaptı. Ama uygulayıcılar uymadıktan sonra denetim hangi birine yetişecek.
Her aşamada iyi bir yönetim ve insana değer verilen kaliteli iş yapılan ortamlarda kazalar çok daha az olacaktır.
Sözün özü; İSG ‘ ye farklı bir gözle bakıp önemsemek gerek. Herkes ve her sektör için geçerli.
Not: Bu yazı yazarı tarafından organik zeka ile yazılmıştır.
Öğr. Gör. Tümay MERCAN
Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü/Kurumsal İletişim /Yönetim Danışmanı [email protected] Linkedin : Tümay Mercan Twitter: @tumaymercan İnstagram: mercantumay Facebook:Tümay Mercan

Sağlık turizmi ülkemiz için önemli bir döviz girdisi kaynağı. Pandemi dönemi dahil yurt dışından binlerce hasta ülkemizde şifa buldu.
Sağlık turizmi her ne kadar zincir hastanelerde yapılıyor gibi göründe ülkemizde sağlık turizmi yapmaya yetkili 518 hastane, 128 tıp merkezi, 2498 muayenehane, 1535 diğer diye nitelenen fizik tedavi merkezi, diş polikliniği gibi kurumlar bulunmaktadır. (18 Mart 2026 tarihli sağlık bakanlığı web sayfası verileridir.)
Mevcut durumda bütün sağlık turizmi belgeli kuruluşlar yabancı hasta baksalar dünyada bu konuda daha da üst sıralara rahatlıkla çıkabiliriz. Hizmet kalitemiz bu konuda çok iyi.
Kocaeli Sağlık Turizmi Derneği Başkanı olarak bu konuyu bizzat 15 yıldır takip etmekte, çabalamakta, çeşitli şehir ve ülkelerde çalışmaların içinde yer almaktayım. Konuyla ilgili çalışma, katkı ve görüşlerimi makale ve köşe yazısı olarak yazdığım yayınlarda bulabilirsiniz.
Elazığ
Elazığ’da 2024 yılında turizm ve sağlık turizmi ile ilgili iki çalışma yaptık Eltürder başkanı Murat Solmaz ile. İkisi de bölge için faydalı, vizyon kazandırıcı oldu. Değerli konuşmacıların katıldığı paneller ve sonrasında düzenlediğimiz, raporladığımız çalıştaylar bölgeye iyi geldi. ( benzer çalışmaları Yalova için de yaptık)
Bölge turizm konusunda fikirsel ivmesini geliştirdi.
Elazığ kadim bir şehir. Harput mutlaka görülmeli. Kültürel ve gastronomik değerler çok zengin. İçine girince daha çok hayran oluyorsunuz.
Elazığ’ da turizm ve sağlık turizmi var, yapılıyor ama kaynakların küçük bir kısmı kullanılıyor. Uygun kaynakları geliştirmek mümkün.
Önemli olan doğru plan ve strateji ile değerlendirilmesi. Bölge Kalkınma Ajansı zaten bu konuda değerli çalışmalar yapıyor. Uygulama daha fazla olabilir.
Uygulama için biraz heves, hareket işbirliği gerekiyor. Diğer bazı şehirlerimizde olduğu gibi.
Şehir dinamiklerinin pozitif bakış açısı ve işbirliği burada önem kazanıyor.
Çalışmalar Tamamlandı
Nisan sonunda üst düzey protokollü katılımla gerçekleştireceğimiz Ticaret Bakanlığımızın ve Ekonomi Bakanlığımızın desteklediği “Uluslararası Sağlık Turizmi Zirvesi” eminim yine çok ilgi çekecek ve şehre daha önce yaptığımız iki çalışmadan daha çok katkıda bulunacak.
Elazığ’ımızın sağlık turizmi potansiyeli medikal ve termal olarak bir kez daha ortaya çıkacak, potansiyeli uluslararası platformda daha görünür hale gelecek. Elazığ kendi yatırımcısını ve dışarıdan gelecek yatırımcıyı daha iyi ikna edecek.
Organizasyonun içinde olan, panellerin moderatörlüğünü üstlenen Elazığ’ın değerlerine hayran biri olarak başta Elazığ Valimiz Numan Hatipoğlu olmak üzere bu organizasyona destek veren kişi ve kurumlara teşekkür ederim.
Bu tür çalışmalarda bir kişi, bir dernek, fikri üretiyor. Şehir yönetim dinamiklerinin desteği ile çalışmalar daha verimli hale geliyor, sinerji oluşuyor.
Bu çalışmalar bölgeleri harekete geçirici, bölge dinamiklerini heyecanlandırıcı, motive edici oluyor. Bu durumu etkinlik yaptığımız diğer şehirlerde de yaşadık.
Konuyla ilgili birçok aktörü doğru bir algoritmayla bir araya getirmek kolay değil. Maddi ve manevi meşakkatli ama güzel ülkemiz ve eşsiz Elazığ için bütün emeklere değer.
Çalışmalar devam ediyor. Eltürder ile yeniden Elazığ’ a katkıda bulunabileceğimiz için heyecanlıyız. Yine belirlenen değerli konuk ve konuşmacılar Elazığ’ a katkı sunacaklar. Program kayıtlı ve onaylı katılımcılara açık olacak.
Sözün özü; Elazığ zengin turizm çeşitleri ile değerlerini ortaya çıkaracak, kazanacak ve ülkemize kazandıracak yatırımcısını bekliyor.
Not: Bu yazı yazarı tarafından organik zeka ile yazılmıştır.
Öğr. Gör. Tümay MERCAN
Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü/Kurumsal İletişim /Yönetim Danışmanı [email protected] Linkedin : Tümay Mercan Twitter: @tumaymercan İnstagram: mercantumay Facebook:Tümay Mercan