DOLAR %
EURO %
ALTIN
BITCOIN 3682200-0,87%
İstanbul
18°

KAPALI

kftreklam
Eşref Küçükateş

Eşref Küçükateş

13 Eylül 2026 Pazar

    ERHAN BAŞKAN, İZ BIRAKTIN ve UNUTULMAYACAKSIN

    ERHAN BAŞKAN, İZ BIRAKTIN ve UNUTULMAYACAKSIN
    2

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    İstanbul Ticaret Odası Meclis Başkanı Erhan Erken, 21’inci çalışma döneminin sonlarına yaklaştığımız Meclis toplantısında kürsüye çıktığında ben de basın locasında balkondan izliyordum. Konuşmasını başından sonuna kadar dikkatle dinledim.

    Erhan Başkan konuşmasını üç önemli kavram üzerine kurdu: “Güven, vefa ve sorumluluk.”

    O balkonda kendisini dinlerken şunu düşündüm: Bu, yalnızca bir Meclis Başkanı’nın dönem sonuna yaklaşırken yaptığı konuşmalardan biri değildi. Söylenenlerin içerisinde yılların tecrübesi, dostlukları, yaşanmışlıkları ve gelecekte bu makamlarda görev yapacaklara bırakılan önemli mesajlar vardı.

    Ben bu konuşmayı aynı zamanda bir veda değil, geleceğe bırakılan bir yol haritası olarak dinledim.

    Çünkü makamlar gelip geçiyor, görev süreleri sona eriyor, unvanlar değişiyor. Fakat bazı insanlar görev yaptıkları makamlarla değil, o makamlarda bıraktıkları izlerle hatırlanıyor.

    Erhan Başkan, sen de iz bırakanlardan oldun.

    TİCARETİN EN BÜYÜK SERMAYESİ GÜVENDİR

    Erhan Başkan’ın konuşmasında söylediği bir cümle özellikle dikkatimi çekti:

    “Ticaret, her şeyden önce güven üretmektir.”

    İş dünyasının içerisinde bulunan herkesin zaman zaman durup bu cümle üzerinde düşünmesi gerektiğine inanıyorum.

    Şirketler büyür, yatırımlar yapılır, fabrikalar kurulur, yeni pazarlar bulunur ve bilançolar değişir. Fakat bir şirketin gerçek değerinin tamamı bilançosunda yazmaz.

    Müşterisinin güveninde, çalışanının aidiyetinde, ortağının itimadında ve verilen sözün arkasında durabilmekte de o değerin önemli bir bölümü saklıdır.

    Para kaybedilebilir ve yeniden kazanılabilir. Ancak kaybedilen güveni yeniden kazanmak çok daha zordur.

    Erhan Başkan’ın İTO Meclisi gibi Türk iş dünyasının önemli kürsülerinden birinde bunu yeniden hatırlatmasını son derece kıymetli buluyorum.

    VEFA, YOLA KİMLERLE ÇIKTIĞINI UNUTMAMAKTIR

    Konuşmayı dinlerken üzerinde en fazla düşündüğüm kavramlardan biri de vefa oldu.

    Başarıya ulaştığımızda çoğu zaman bulunduğumuz noktaya bakıyoruz. Oysa zaman zaman arkamıza dönüp o noktaya kimlerle geldiğimize de bakmalıyız.

    Bize güvenenleri, yol gösterenleri, zor zamanlarımızda yanımızda duranları, çalışanlarımızı, dostlarımızı ve yol arkadaşlarımızı unutmamalıyız.

    Çünkü hiçbir başarı yalnızca bir kişinin eseri değildir.

    LONCA Business Network çatısı altında savunduğumuz anlayışın temelinde de bu vardır.

    Network, yalnızca kartvizit toplamak ve ticari bağlantı kurmak değildir.

    Gerçek bir iş ağı; güven üzerine kurulan, vefayla devam eden ve gerektiğinde insanların birbirlerinin yanında durabildiği bir dostluk ve dayanışma ağıdır.

    Erhan Başkan’ın konuşmasında söylediği gibi güçlü çevreler edinmek önemlidir; fakat güçlü dostluklar kurabilmek çok daha kıymetlidir.

    GELECEKTE GÖREV YAPACAKLARA BIRAKILAN BİR YOL HARİTASI

    O gün salonda konuşmayı dinlerken özellikle şunu düşündüm:

    Erhan Erken’in yaptığı hatırlatmalar yalnızca bugün o salonda bulunan bizlere yönelik değildi.

    Gelecekte İstanbul Ticaret Odası’nda Meclis Başkanı olacakların, yönetimlerde bulunacakların, Meclis ve komitelerde sorumluluk üstleneceklerin de bu sözlerden çıkaracağı önemli dersler var.

    Çünkü İTO’da üstlenilen görevler yalnızca bir makam veya unvan değildir. Bir emanettir.

    O makamlara insanları getiren bir güven vardır. Dolayısıyla görevin hakkını vermek, kendisine gösterilen güvenin de hakkını vermektir.

    Bu nedenle Erhan Başkan’ın güven, vefa, dostluk, sorumluluk, ortak hedef ve emanet üzerine yaptığı vurguların gelecekte İTO’da görev yapacaklar açısından önemli bir yol haritası olacağına inanıyorum.

    ERHAN BAŞKAN, SEN UNUTULMAYACAKSIN

    Erhan Başkan konuşmasının bir bölümünde hepimizi çok önemli bir soruyla baş başa bıraktı:

    “Bizden geriye ne kalacak?”

    Ben de o salonda kendisini dinleyen biri olarak bugün bu soruya Erhan Başkan açısından cevap vermek istiyorum.

    Erhan Başkan, senden geriye güzel bir iz kalacak.

    İnsanlarla kurduğun ilişkiler, dostluğa verdiğin önem, birleştirici yaklaşımın, kurum kültürüne gösterdiğin hassasiyet ve Meclis Başkanlığı makamında ortaya koyduğun duruş hatırlanacak.

    Yıllar sonra bazı toplantıların gündem maddeleri unutulabilir.

    Rakamlar değişebilir.

    Ekonominin gündemi değişebilir.

    Meclis üyeleri değişebilir.

    Başkanlar değişebilir.

    Ama insanlarda bırakılan güzel iz kolay kolay silinmez.

    Sen unutulmayacaksın Erhan Başkan. Çünkü sen yalnızca görev yapanlardan değil, iz bırakanlardan oldun.

    MAKAMLAR GEÇER, DOSTLUK VE VEFA KALIR

    O gün konuşmanı dinlerken verdiğin mesajların aslında iş dünyasının tamamına hitap ettiğini düşündüm.

    Şirketlerimizi büyütürken dostluklarımızı küçültmemeliyiz.

    Rekabet ederken ahlakımızdan vazgeçmemeliyiz.

    Başarıya ulaşırken bize destek verenleri unutmamalıyız.

    Yeni dostluklar kurarken eski dostlarımızı ihmal etmemeliyiz.

    Ve hangi makamda bulunursak bulunalım, o makamın bize verilmiş bir emanet olduğunu unutmamalıyız.

    Sevgili Erhan Başkan;

    O gün seni İTO Meclisi’nde dikkatle dinleyen biri olarak söylüyorum:

    Konuşmanda yaptığın hatırlatmaların ve altını çizdiğin değerlerin her biri, yalnızca bugüne ait sözler olarak kalmayacaktır.

    Gelecekte bu makamlarda görev yapacakların dönüp bakacağı bir yol haritası olacaktır.

    Çünkü görevler biter.

    Makamlar değişir.

    Unvanlar bir gün isimlerin önünden kalkar.

    Fakat güven kalır, vefa kalır, dostluk kalır ve insanlarda bıraktığımız iz kalır.

    Sen de İstanbul Ticaret Odası Meclisi’nde iz bıraktın Erhan Başkan.

    Ve biliyorum ki yalnız ben değil, o gün seni dinleyen birçok kişi de aynı duyguyu taşıdı:

    Makamlar geçer, iz bırakanlar unutulmaz.

    Eşref KÜÇÜKATEŞ
    LONCA Business Network İş Ağı ve Medya Platformu Başkanı

    Devamını Oku

    Şekib Avdagiç Uyardı: “Piyasalardaki Tehlikeli Fırtına ‘Türkiye Pahalı’ Algısı ve Rekabet Dengesi”

    Şekib Avdagiç Uyardı: “Piyasalardaki Tehlikeli Fırtına ‘Türkiye Pahalı’ Algısı ve Rekabet Dengesi”
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Ekonomide dezenflasyon süreci kararlılıkla sürdürülürken, iş dünyasının ve reel sektörün saha gerçekleriyle yüzleşme biçimi önümüzdeki dönemin kaderini tayin edecek en kritik eşiklerden birini oluşturuyor. İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Sayın Şekib Avdagiç, İTO’nun Ağustos Ayı Meclis Toplantısı’nda yaptığı kapsamlı değerlendirmelerle, küresel risklerden yerel finansman sıkıntılarına kadar geniş bir yelpazede ekonomi gündemine damga vurdu. 

    Üretim, ticaret, ihracat ve reel sektörün temsilcileri olarak Sayın Şekib Avdagiç’in dikkat çektiği hususlar, mevcut tablonun sadece bir fotoğrafını çekmekle kalmıyor; geleceğe dair somut uyarılarda bulunuyor.

    Küresel ekonominin çok katmanlı ve kalıcı bir belirsizlik dönemine girdiği günümüzde, jeopolitik krizlerin enerji piyasaları üzerindeki doğrudan etkisi her geçen gün daha sert hissediliyor. Hürmüz Boğazı çevresinde artan gerilimlerin ham petrol ve doğalgaz fiyatlarında risk primini yükseltmesi, Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkelerin maliyet yapısını doğrudan sarsmaktadır. 

    Şekib Avdagiç’in ifadesiyle, küresel petrol fiyatlarındaki her 1 dolarlık artışın ülkemize yıllık yaklaşık 400 milyon dolar ek dış ticaret faturası çıkarması, dezenflasyonist patikada karşılaştığımız en belirgin yapısal engellerden biridir. Yıl ortalamasının bu yüksek seyirde kalması durumunda, ham petrol ve ürünlerinin maliyetindeki devasa artışlar üretimin her alanına zincirleme bir zam baskısı olarak yansımaktadır.

    Öte yandan, enflasyon ile mücadele kapsamında yürütülen sıkı para politikasının reel sektör üzerindeki yansımaları göz ardı edilemez boyutlara ulaşmıştır. 

    Sayın Avdagiç’in de meclis konuşmasında altını hassasiyetle çizdiği üzere, sıkılaşma adımları fiyat istikrarı açısından ne kadar elzemse, reel sektörün imalat kapasitesini korumak da o denli stratejiktir. 

    Yüksek faiz ortamının neden olduğu finansman maliyetleri, özellikle ekonominin can damarı olan KOBİ’lerin sermayeye erişimini zorlaştırmaktadır. Üretim girdilerindeki artış ile finansman yükünün birleşimi, ihracatçımızın uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü zayıflatma riski taşımaktadır.

    Bugün dezenflasyon programının başarısı, yalnızca talep yönlü kısıtlamalarla değil; üretim tabanının, istihdamın ve ihracat potansiyelinin korunmasıyla mümkündür. 

    Türkiye’nin Avrupa pazarına olan coğrafi yakınlığı, tedarik zincirlerinin “en ucuz üretimden” “güvenli ve dayanıklı üretime” evrildiği bu yeni dönemde büyük bir fırsat penceresi sunmaktadır. Ancak bu fırsatı kalıcı kazanca dönüştürmenin yolu, imalatçımızın fiyat rekabetçiliğini yitirmemesinden geçmektedir.

    Nitekim piyasalarda dip dalga halinde yayılan ve Sayın Şekib Avdagiç’in uyardığı “Türkiye pahalı bir ülke” algısının kronikleşmesi, yalnızca mal ihracatımızı değil; Turizm ve hizmet sektörleri gibi net döviz girdisi sağlayan kritik alanları da tehdit eder hale gelmektedir. Yabancı kart harcamalarındaki gerileme ile vatandaşlarımızın yurt dışı harcamalarındaki artış arasındaki yön farkı, bu algının ne denli hızlı müdahale edilmesi gereken bir alana dönüştüğünü açıkça göstermektedir.

    Söz konusu makroekonomik sınamaların yanı sıra, Sayın Avdagiç’in meclis kürsüsünden dile getirdiği toplumsal ve tarihi mesajlar da iş dünyasının vizyonunu tamamlar niteliktedir. 

    26 Ağustos Malazgirt Zaferi’nin 955. yılına atıfta bulunan Avdagiç, Anadolu topraklarındaki varlığımızın ve bağımsızlığımızın üretim gücüyle tahkim edilmesi gerektiğinin altını çizmiştir. Yine 17 Ağustos Marmara Depremi’nin 27. yılında afetlere karşı dirençli kentler ve sanayi tesisleri inşa etme zorunluluğumuz bir kez daha hatırlatılmıştır.

    Gerek küresel arenadaki jeopolitik şoklar, gerekse iç piyasadaki daralma riskleri karşısında iş dünyasının beklentisi nettir: Enflasyonla mücadeleden taviz verilmeden, üreten ve ihraç eden kesimlerin nakit akışını, rekabet gücünü ve istihdam kapasitesini destekleyecek dengeleyici adımların kararlılıkla atılmasıdır. 

    Şekib Avdagiç’in İTO Ağustos Meclisi’nde ortaya koyduğu bu vizyoner çerçeve, reel sektörün sesinin ekonomi yönetimi nezdinde karşılık bulması adına hayati bir çağrıdır. Üretim çarklarının durmaksızın dönmesi, Türkiye’nin küresel ticaretteki bayrağını daha yükseklerde dalgalandırmanın tek ve en güvenli yoludur.

    Eşref KÜÇÜKATEŞ

    Devamını Oku

    Türkiye’yi Bekleyen Tehlike: Erken Sanayisizleşme ve Üretim Sanatı

    Türkiye’yi Bekleyen Tehlike: Erken Sanayisizleşme ve Üretim Sanatı
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, İSO’nun Temmuz ayı meclis toplantısında üretim hayatımız, ekonomik gidişatımız ve geleceğimiz adına son derece kritik uyarılarda bulundu. Konuşmasına merhum Dr. Can Fuat Gürlesel’i anarak başlayan Erdal Bahçıvan, gündemin ana temasını son dönemde iş dünyasının en büyük kaygılarından biri haline gelen “Erken Sanayisizleşme” riski olarak belirledi.

    Üretimin nefes almasının Türkiye’nin nefes alması demek olduğunu her fırsatta dile getiren İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, Kabine Toplantısı sonrasında açıklanan sanayi destek paketini memnuniyetle karşıladıklarını belirtse de sanayimizin karşı karşıya kaldığı yapısal tehlikelerin altını son derece net ifadelerle çizdi. Türkiye’de imalat sanayinin GSYH içindeki payının %20’lerin altına düştüğüne vurgu yapan Bahçıvan, ülkemizin henüz klasik sanayileşmesini tamamlayamadan hizmet sektörü ağırlıklı bir yapıya kaymasının toplumun geleceği açısından büyük bir risk taşıdığını ifade etti.

    Erken Sanayisizleşme Riski ve Sosyolojik Boyut

    İSO Başkanı Erdal Bahçıvan’ın meclis konuşmasında dikkat çektiği en çarpıcı noktalardan biri, sanayiye bakış açısında yaşanan zihniyet değişimiydi. Son dönemde sanayicilerle yaptığı sohbetlerde sıkça duyduğu “Hâlâ neden sanayicilik yapıyorsun?” sorusunun, üretimin riskli ve belirsiz bir faaliyet olarak algılanmaya başlandığının tehlikeli bir göstergesi olduğunu belirten Bahçıvan, bu durumun en az ekonomik veriler kadar kritik olduğunu vurguladı.

    Genç kuşakların sanayide kariyer hedeflerinden uzaklaştığını, ailelerin çocuklarını masa başı işlere yönlendirdiğini söyleyen İSO Başkanı, ustalık ve teknik kariyerin cazibesini yitirmesiyle birlikte üretim kültürünün ve mesleki hafızanın kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya geldiğine işaret etti. Bahçıvan’a göre makine ve teknoloji satın alınabilir, ancak kaybedilen insan kaynağını ve üretim motivasyonunu kısa sürede yeniden inşa etmek mümkün değildir.

    Küresel Baskılar, Enflasyon ve Finansman Cenderesi

    İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, sanayisizleşme riskini tetikleyen dış ve iç etkenleri de detaylarıyla paylaştı:

    Küresel ticaretin yavaşladığını ve Avrupa pazarındaki tıkanıklığın sürdüğünü belirten Bahçıvan, Çin’in agresif fiyat politikaları ve kamu teşvikleriyle hem dış pazarlarda hem de iç pazarda ciddi sistemik riskler yarattığını ifade etti.

    Uygulanan ekonomi programında dezenflasyon sürecinin beklenenden yavaş ilerlediğine dikkat çeken Erdal Bahçıvan, sanayicinin hâlâ yüksek enflasyon yükü altında ayakta kalmaya çalıştığını belirtti.

    İSO 500 ve İSO İkinci 500 sonuçlarına atıfta bulunan Bahçıvan, dev sanayi kuruluşlarının dahi elde ettikleri faaliyet karlarının %85 ile %87’sini sadece finansman giderlerine ayırmak zorunda kaldığını, bu tablonun sürdürülebilir olmadığını vurguladı.

    Bahçıvan, bu baskının artık sadece emek-yoğun geleneksel sektörleri değil, üst teknoloji grubundaki ihracatçı sektörleri de tehdit ettiğini ve kazanımların kaybedilmesi riskini doğurduğunu açıkladı.

    Çözüm Yol Haritası: Yeni Nesil Sanayi Politikası ve SDM

    Geleceğe ilişkin çözüm yollarını da sıralayan İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, Türkiye’nin acilen bütüncül ve uzun vadeli bir “Yeni Nesil Sanayi Politikası” çerçevesine ihtiyacı olduğunu belirtti. 

    Bu doğrultuda İSO bünyesinde kurdukları Stratejik Dönüşüm Merkezi (SDM) ile KOBİ’lere rehberlik ettiklerini aktaran Bahçıvan; Operasyonel Dijital Dönüşüm, Yeşil Dönüşüm, Değer Odaklı Büyüme, İnsan Odaklı Dönüşüm ve Jeostratejik Dönüşüm başlıkları altında sanayimizi geleceğe hazırlamak için kararlılıkla çalışmaya devam edeceklerini vurguladı.

    İSO Başkanı Erdal Bahçıvan’ın da ifade ettiği gibi, erken sanayisizleşme sadece bir ekonomik gerileme değil, Türkiye’nin yıllar içinde büyük emeklerle biriktirdiği milli servetin ve üretim kültürünün kaybıdır. 

    Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınması, sanayicinin güçlenmesinden ve yüksek nitelikli üretime geçişten geçmektedir. Bu uyarılara kulak vermek ve sanayi ekosistemimizi her alanda desteklemek, ülkemizin yarınları için kaçınılmaz bir zorunluluktur.

    Eşref Küçükateş

    Devamını Oku

    Avdagiç’in Duruşu; Kandilli’den Sütlüce’ye Bir “Eser” Siyaseti

    Avdagiç’in Duruşu; Kandilli’den Sütlüce’ye Bir “Eser” Siyaseti
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    İstanbul Ticaret Odası’nın meclis kürsüsü, sadece rakamların değil, bir ülkenin sanayi ve ticaret vizyonunun da nabzının attığı yerdir. Şekib Avdagiç’i dinlerken, aslında 21. dönemin son düzlüğüne girerken, geride kalan dört yılın bir “stratejik hasıla” raporuna şahitlik ettik.

    Şekib Avdagiç, konuşmasında ticaretin günlük dertlerinin ötesine geçerek, Türkiye’nin küresel ölçekteki o “büyük satranç tahtasında” nerede durması gerektiğinin altını çiziyordu.

    “Stratejik Konum” Artık Yetmez, “Jeoekonomik Güç” Şart

    Avdagiç’in konuşmasında en dikkat çekici vurgu, Türkiye’nin coğrafi kaderini ekonomik bir kaldıraça dönüştürme çağrısıydı. Yıllardır ezberlediğimiz o “köprü ülke” tanımının artık günümüz dünyasında karşılığı yok. 

    İTO Başkanı Şekib Avdagiç, haklı olarak “geçiş noktası” olmaktan çıkıp, “karar verici merkez” olma vaktinin geldiğini hatırlatıyor. 

    Savunma sanayiinde yakalanan o yerli ve milli ivmenin, aslında tüm sanayi dallarına sirayet etmesi gereken bir “teknoloji ve üretim seferberliği” olduğunu görmemiz lazım. Bugün Avrupa’nın tedarik zinciri krizlerinde çaresiz kaldığı bir ortamda, Türkiye’nin omuzlarındaki yük artık sadece bir ticaret ülkesi olmanın çok ötesinde.

    Enflasyon ve İhracatçı Arasındaki Makas

    Köşe yazarının görevi, kürsüde söylenenin arkasındaki “reel” gerçeği de görmektir. 

    Avdagiç’in 2026 yılına dair paylaştığı %9,9’luk kur-enflasyon makası, aslında üretim sahasının en yumuşak karnı. İhracatçı, fiyat tutturamıyor, maliyet yönetemiyor. 

    Avdagiç bu konuda oldukça net: “Fiyat oluşturma konusunda önünü göremeyen ihracatçının, bu belirsizlik ortamında rekabet gücünü koruması beklenemez.” Bu cümle, aslında ekonomi yönetiminin kulağına küpe olması gereken bir uyarıdır. İhracatçının emeğini ve sermayesini korumak, sadece bir sektörün değil, Türkiye’nin döviz kalkanını korumaktır.

    “Sessiz Kahramanlık” ve İTO’nun Çözüm Hafızası

    Bir de “kriz yönetimi” tarafı var işin. İstanbul’daki otellerin yangın yönetmeliği nedeniyle ruhsat iptali riskiyle karşı karşıya kaldığı o günleri hatırlayın. 

    Avdagiç’in bu krizi, Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan ve Bakan Murat Kurum ile koordineli bir şekilde, adeta bir “cerrah titizliğiyle” çözdüğünü biliyoruz. 

    Avdagiç’in “bazıları masanın arkasında saklandı ama biz çözdük” mealindeki ifadesi, İTO’nun iş dünyasındaki “çözüm merkezi” kimliğini net bir şekilde ortaya koyuyor. Sessiz sedasız çözülen bu kriz, aslında yüzlerce işletmenin hayatta kalmasını sağladı.

    “Eser Bırakmak” Meselesi

    Barbaros Hayrettin Paşa’nın o meşhur, “Er odur ki dünyada koya bir eser” sözü, bir ticaret odası başkanının vizyonunu tanımlamak için seçilebilecek en önemli sözdür.

    Kandilli’den Sütlüce’ye, Eminönü’nden Teknopark Pendik’e kadar atılan her adım, aslında sadece bugünü değil, Türkiye’nin yarınını inşa eden birer tuğla.

    Şekib Avdagiç, meclis kürsüsünden sadece bir dönemin muhasebesini yapmıyordu; aynı zamanda iş dünyasına, “Küresel oyunun bir parçası değil, kurucusu olmalıyız” mesajını veriyordu. Şimdi gözler, bu vizyonun pratikteki karşılığı olan 2026’nın kalan aylarına çevrildi.

    Unutmayalım; dünya değişiyor, şartlar ağırlaşıyor, ancak “esersiz kişinin yerinde yeller eser.” Avdagiç’in bu meclisteki duruşu, eser bırakma konusundaki kararlılığının bir ispatı gibi duruyor.

    Eşref Küçükateş

    Devamını Oku

    Sağlığın Yeni Adresi: Daviva ve Avcılar’da Yükselen Vizyon

    Sağlığın Yeni Adresi: Daviva ve Avcılar’da Yükselen Vizyon
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Değerli okurlar, Sağlık sektörü, tıpkı insan yaşamı gibi sürekli bir değişim ve gelişim içinde. Teknoloji ile insan dokunuşunun, deneyim ile gelecek vizyonunun kesiştiği noktada ise bazen büyük adımlar atılıyor. Bugünlerde sağlık dünyasında, bilhassa İstanbul’un batı yakasında yankılanan önemli bir yatırım haberini sizlerle paylaşmak istiyorum.

    Daviva Şirketler Topluluğu, diyalizdeki küresel başarılarını bir üst seviyeye taşıyarak, rotasını genel hastaneciliğe çevirdi. Grubun ilk özel hastanesi olan Daviva Avcılar Hastanesi, 1 milyar liralık dev bir yatırımla kapılarını açmaya hazırlanıyor.

    Peki, bu yatırım sadece “yeni bir hastane” binasından mı ibaret? Elbette hayır.

    Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Yavuz’un basın toplantısındaki samimi ifadeleri oldukça dikkat çekiciydi. Yavuz’un 20 yıl önce bir hekim olarak adım attığı Avcılar’a, bugün bir yatırımcı olarak dönüş yapması, aslında “bölge dinamiklerini bilmenin” önemini ortaya koyuyor. İnsan ihtiyaçlarını, hastanın beklentisini o havayı solumuş birinden dinlemek, bu yatırımın ruhunu oluşturuyor.

    Nedir bu yatırımın farkı?

    12 bin 500 metrekarelik bir alanda, 203 yatak kapasitesiyle hizmete başlayacak hastanenin kalbi, teknolojinin en ileri noktasıyla atacak. Hibrit ameliyathanelerden robotik cerrahi sistemlerine, yapay zeka destekli tanı süreçlerinden ileri görüntüleme teknolojilerine kadar “akıllı bir sağlık merkezi” kurgulanmış durumda. 550 kişilik profesyonel kadronun yanı sıra 61 yataklı yoğun bakım ünitesi, bölgenin sağlık altyapısına ciddi bir soluk aldıracak.

    Ancak Daviva’nın vizyonu Avcılar ile sınırlı değil. Yavuz’un bahsettiği dört ana ayaklı “Daviva Sağlık Ekosistemi” hedefi; ilaçtan tıbbi cihaz üretimine, diyalizden genel hastaneciliğe uzanan entegre bir yapıya işaret ediyor. Avrupa ve dünyada diyaliz alanındaki ilk 10 içerisinde yer alan bir grubun, bu birikimini genel hastaneciliğe aktarması, sağlıkta kalite standartlarını yükseltecek bir hamledir. Özellikle “koruyucu hekimlik” vurgusunun altının çizilmesi, artık toplumumuzda da “hastalanmadan iyileşme” bilincinin kurumsal bir vizyonla destekleneceğini gösteriyor.

    Genel Müdür Dizdar’ın ifadesiyle; 8 aylık hummalı bir dönüşüm süreci sonrası hastane, denetimlerini tamamlayıp halkın hizmetine sunulmak için gün sayıyor. Ayrıca Çorlu’da planlanan yeni yatırım müjdesi, Daviva’nın kontrollü ve kararlı bir büyüme stratejisi izlediğinin en net kanıtı.

    Sonuç olarak; Türkiye’nin sağlıkta geldiği nokta artık sadece hasta kabul eden merkezlerle değil, ileri teknolojiyle donatılmış, akademik bilgi birikimiyle harmanlanmış ve sürdürülebilir bir ekosistem yaratma gayesiyle ölçülüyor. Daviva Avcılar Hastanesi’nin bu vizyonla bölgeye değer katacağı muhakkak.

    Sağlıklı kalmanız dileğiyle…

    Eşref Küçükateş

    Devamını Oku
    Hızlı İletişim

    Reklam, röportaj, haber, iş birliği ve görünürlük talepleriniz için bize ulaşın.