
13 Ekim 2026 Salı

"Güzel bir borç!" ya da Karz-ı Hasen

Şimdi Oldu Öğretmenim!

İTO Meclis Başkanı Erhan Erken; Tarihte Temmuz Ayı Olaylarını Değerlendirdi

Tarih ve Kültürün Harmanlandığı Göynük’te Yaşanan Bir Günde Akılda Kalanlar

Ülkemizin Sağlık Turizmindeki Başarısı…

TİCARETTE HİLE, KUL HAKKIDIR

Yolumuz Göynük’e düştü, buram buram tarih kokan sokakları, kendine has mimarisi ve köklü kültürel mirasıyla Karadeniz’in incisi Bolu Göynük. İpek Yolu üzerinde yer alan ve Osmanlı’dan günümüze taşınan bu kadim ilçe, hem yerel üretimi hem de turizm potansiyeliyle dikkat çekiyor. Bölgenin ekonomik, kültürel ve sosyal dinamiklerini, yöresel kalkınma hamlelerini ve geleceğe dönük projelerini yerinde incelemek üzere Göynük’te bir tura çıktık.
Göynük, Osmanlı mimarisinin korunmuş ender örneklerinden biri. Göynüklü; bölgenin tarihi dokusunu korurken aynı zamanda modern zamanın ihtiyaçlarına cevap vermeyi başarıyor.
Göynükte ziyaret edilmesi gereken ilk mekan Akşemsettin Hazretlerinin Türbesi. Göynük ve halkı Akşemseddin Hazretleri’nin manevi mirasıyla yoğrulmuş, Osmanlı konakları ve tarihi Zafer Kulesi ile geçmişi bugünle buluşturan özel bir coğrafya. Koruma imar planları doğrultusunda, tarihi yapılar restore edilirken geleneksel dokuya sadık kalınmış; ziyaretçiler her adımda her sokakta yaşayan bir tarih tecrübesi deneyimliyor.
Yöresel mimarinin yanı sıra Göynük, tarım ve hayvancılık alanında da önemli bir güce sahip. Yöresel üretimi artırmak ve pazara sunmak adına adımlar atılıyor.
Göynük enginarı, bombay fasulyesi ve yöresel el dokumaları (Göynük Tokalı Örtüsü) gibi tescilli markaları var. Yerel üreticiler kooperatifleşme çatısı altında destekleniyor, ürünlerin ulusal ve uluslararası pazarlara ulaşması hedefleniyor.
Göynük’ün turizm ve ticari cazibe merkezi haline gelmesi için bir dizi projeler hazırlanıyor.
Sürdürülebilir ve doğayla barışık “Sakin Şehir” vizyonu doğrultusunda, kültür turizminin yanı sıra doğa turizmini de geliştiriyorlar. Çubuk Gölü ve Sünnet Gölü gibi doğa harikaları, ekolojik dengeyi koruyarak turizme kazandırmak için canla başla çalışıyorlar.
Tarihi mirasın, manevi değerlerin ve yerel üretimin harmanlandığı Göynük, geleceğe emin adımlarla ilerlemeye devam ediyor. Yerel değerlerimizi ulusal platformlara taşımaya ve dünya ile buluşturmaya kararlı bir halkı var.

Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş hakkında gündeme getirilen fon iddiaları ve iki bakanın kamuoyuna yaptığı ayrıntılı açıklamalar üzerine LONCA Business Network İş Ağı ve Medya Platformu Başkanı Eşref Küçükateş’ten dikkat çekici bir değerlendirme geldi.
Küçükateş, özellikle 1991 yılından beri tanımakla onur ve gurur duyduğunu belirttiği Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat ile olan tanışıklık ve güven ilişkisine vurgu yaparak, gerçeğe aykırı suçlamaları şiddetle kınadıklarını, hukuki süreçlerin titizlikle yürütülmesini beklediklerini ifade etti.
Türkiye’de kamuoyunun gündemine taşınan yatırım fonlarına ilişkin soruşturmalar kapsamında, Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş hakkında çeşitli iddialar ortaya atıldı.
8 Ekim 2026 tarihinde Yeni Parti İzmir Milletvekili Ümit Özlale tarafından gündeme getirilen açıklamalarda, Ticaret Bakanı Ömer Bolat ile bağlantılı olduğu ileri sürülen 170 milyon liralık bir fon işlemi ve Bakan Mahinur Özdemir Göktaş’ın babası Hasan Özdemir adına gerçekleştirildiği iddia edilen 830 milyon liralık işlemler kamuoyunda tartışma konusu oldu.
Her iki bakan da kendilerine yöneltilen iddiaları reddederek kamuoyuna açıklamalarda bulundu. Bakanlar, iddiaların dayanağı olarak gösterilen kayıtların ve işlemlerin doğru değerlendirilmediğini savunurken, hukuki haklarını kullanacaklarını bildirdi.
Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat, kendisi hakkında ileri sürülen 170 milyon liralık fon işlemi iddiasına yönelik açıklamasında, yatırım hesabına ilişkin bilgileri kamuoyuyla paylaştı.
Bolat’ın açıklamasına göre, 2024 yılında aile tasarruflarından 37,8 milyon TL, Hedef Yatırım Portföy bünyesindeki sukuk, diğer adıyla kira sertifikası hesabına yatırıldı.
Bakan Bolat, yaklaşık iki yıl sekiz aylık dönemde farklı vadelerde gerçekleşen sukuk işlemlerinin mükerrer biçimde toplanarak 170 milyon liralık para çekme işlemi yapılmış gibi gösterildiğini savundu.
Merkezi Kayıt Kuruluşu kayıtlarında iddia edilen tutarda bir para çekme veya hesap kapatma işlemi bulunmadığını belirten Bolat, 25 Ekim 2024 tarihinden itibaren söz konusu hesapta yeni bir işlem gerçekleştirilmediğini ifade etti.
Bolat ayrıca, yatırım hesabının 16 Eylül 2026 tarihinde bazı finansal şirketlere yönelik operasyonun ardından tasfiye amacıyla Ziraat Bankası’na devredildiğini açıkladı.
Kendisine veya yakınlarına 170 milyon liralık bir transfer yapılıp yapılmadığının bankacılık kayıtlarından araştırılabileceğini belirten Bolat, iddiaların belgeler üzerinden açıklığa kavuşturulmasını istedi.
Bu açıklamaların ardından Ticaret Bakanlığı tarafından gazeteciler İsmail Saymaz ve Murat Ağırel hakkında suç duyurusunda bulunulduğu kamuoyuna yansıdı.
Bakan Bolat, hakkındaki iddialarla ilgili hukuki mücadelesini sürdüreceğini vurguladı.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş da babası Hasan Özdemir’in bazı yatırım fonlarında 830 milyon liralık işlem gerçekleştirdiği iddiasına sert tepki gösterdi.
Bakan Göktaş, kendisinin ve aile üyelerinin söz konusu fonlarda herhangi bir hesabı veya işlemi bulunmadığını açıkladı.
İddiaların isim benzerliğinden kaynaklandığını belirten Göktaş, işlem yaptığı ileri sürülen kişinin kimlik numarasının son iki hanesinin 92, babasının kimlik numarasının son iki hanesinin ise 18 olduğunu ifade etti.
Ayrıca iddialarda adı geçen kişinin Bartın, babasının ise Konya nüfusuna kayıtlı olduğunu belirterek iki kişinin birbirinden farklı olduğunu savundu.
Bakan Göktaş, iddiaları ortaya atanların somut delil sunmasını istedi ve bu iddiaların ispatlanması halinde görevinden istifa edeceğini açıkladı. İddiaların ispatlanamaması durumunda ise bunları gündeme getiren kişilerin de aynı sorumluluğu üstlenmesi gerektiğini söyledi.
Göktaş, şahsı ve ailesi adına gerekli hukuki süreçlerin başlatılacağını ve konunun takipçisi olacağını kamuoyuna duyurdu.
Yaşanan gelişmelerin ardından LONCA Business Network İş Ağı ve Medya Platformu Başkanı Eşref Küçükateş, kurumun görüşünü ve kişisel değerlendirmelerini kamuoyuyla paylaştı.
Küçükateş açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“LONCA Business Network olarak basılı ve dijital dergimizde, www.loncahaber.com haber sitemizde ve YouTube kanalımızda ülkemizin ticaret, ekonomi, sanayi, üretim, ihracat ve sosyal hizmetler alanlarındaki gelişmeleri kamuoyuyla buluşturuyoruz.
Ticaret Bakanımız Sayın Prof. Dr. Ömer Bolat ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanımız Sayın Mahinur Özdemir Göktaş’ın faaliyetlerine ve açıklamalarına da yayın organlarımızda yer veriyoruz.
1991 yılından bu yana uzanan tanışıklığımız, yıllar içerisinde edindiğimiz tecrübelerimiz ve şahsi gözlemlerimiz bizim için önemli bir güven temelidir.
İnsanları yalnızca sahip oldukları makamlarla değil; davranışlarıyla, insan ilişkileriyle, sorumluluk anlayışlarıyla ve yıllar içerisinde ortaya koydukları çalışmalarla değerlendiririz.
Sayın Ömer Bolat ve Sayın Mahinur Özdemir Göktaş’ın dürüstlüklerine, yeteneklerine, tecrübelerine ve kişiliklerine ilişkin olumlu kanaatlerimizin arkasındayız.
Bu kanaatimiz kişisel tanışıklığımıza ve gözlemlerimize dayanmaktadır. Elbette her türlü iddia hukuk çerçevesinde incelenebilir. Ancak hiçbir insanın, hakkında ortaya atılan iddialar henüz açıklığa kavuşmadan toplum önünde suçlu ilan edilmesini kabul edemeyiz.
Gerçeğe aykırı olduğu ortaya konulan isnatları, haksız suçlamaları ve kişilerin itibarını hedef alan uygulamaları şiddetle kınıyoruz.”
Eşref Küçükateş, basın özgürlüğü ve kamu görevlilerinin denetlenmesi konularının önemine de dikkat çekerek değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Demokratik toplumlarda herkesin eleştiri hakkı vardır. Kamu görevinde bulunan kişilerin kararları ve faaliyetleri elbette sorgulanabilir, araştırılabilir ve eleştirilebilir.
Ancak eleştiri hakkı, doğruluğu ortaya konulmamış bilgilerin kesin hüküm gibi sunulmasına veya kişilerin itibarının haksız biçimde zedelenmesine gerekçe oluşturamaz.
Basın mensuplarının görevi yalnızca iddiaları duyurmak değil, aynı zamanda doğruluğunu araştırmak ve ilgili kişilerin açıklamalarını da kamuoyuna aktarmaktır.
Özellikle milyonlarca liralık finansal işlemler söz konusu olduğunda, işlem kayıtlarının niteliği, hesap sahiplerinin kimliği, para giriş ve çıkışlarının gerçek mahiyeti son derece önemlidir.
İsim benzerliği, mükerrer işlem kaydı veya teknik verilerin yanlış yorumlanması ihtimali varsa bunlar açıklığa kavuşturulmadan kesin suçlamalarda bulunulmamalıdır.
Bizim savunduğumuz anlayış, hiçbir kişinin eleştiriden muaf tutulması değildir. Savunduğumuz ilke, herkesin aynı hukuk kuralları ve aynı doğruluk ölçütleri içerisinde değerlendirilmesidir.”
LONCA Business Network İş Ağı ve Medya Platformu Başkanı Eşref Küçükateş, açıklamasının devamında hukuki sürecin önemini vurguladı: “Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Hukuk devletinde hiç kimse delilsiz suçlamalarla mahkûm edilemeyeceği gibi, hiç kimse de hukuki denetimin dışında değildir.
Ticaret Bakanımız Sayın Prof. Dr. Ömer Bolat ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanımız Sayın Mahinur Özdemir Göktaş hakkında gündeme getirilen iddiaların bütün yönleriyle, somut belgeler ve yetkili kurumların incelemeleri çerçevesinde açıklığa kavuşturulmasını bekliyoruz.
Gerçeğe aykırı bilgi yayılması, iftira, hakaret veya kişilik haklarının ihlali niteliğinde eylemler bulunduğunun belirlenmesi halinde, sorumlular hakkında gerekli kanuni ve hukuki işlemlerin yapılacağına inanıyoruz.
Yetkili kişi, kurum ve kuruluşların görevlerini yerine getireceğine, yargı mercilerinin bağımsız ve tarafsız biçimde hareket edeceğine ve hukukun gereğinin yapılacağına olan güvenimiz tamdır.
Bizim beklentimiz, iddiaların üzerinin örtülmesi değil; gerçeğin bütün açıklığıyla ortaya çıkarılması, haklı ile haksızın hukuk önünde belirlenmesidir.”
LONCA Business Network Medya Platformu, kamuoyuna yönelik değerlendirmesinde kişilik haklarının korunmasının yalnızca kamu görevlileri açısından değil, toplumun bütün bireyleri bakımından temel bir ilke olduğunu vurguladı.
Kamuoyunda geniş yankı uyandıran iddiaların araştırılması ve kamu görevlilerinin hesap verebilirliğinin sağlanması kadar, kişilerin haksız suçlamalardan korunması da hukuk devletinin sorumlulukları arasında yer alıyor.
Fon işlemlerine ilişkin iddialarda kesin sonuca ulaşılabilmesi için yetkili mercilerin finansal kayıtları ve ilgili belgeleri değerlendirmesi gerekiyor.
Bu nedenle iki bakanın açıklamaları ile iddiaları ortaya atanların sunduğu bilgilerin hukuki inceleme kapsamında ele alınması önem taşıyor.
LONCA Business Network İş Ağı ve Medya Platformu Başkanı Eşref Küçükateş, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Hayatta makamlar, görevler ve unvanlar gelip geçicidir. Ancak insanın yıllar içerisinde oluşturduğu güven, dostluk, saygınlık ve bıraktığı iz kalıcıdır.
Bizler yıllardır tanıdığımız, çalışmalarını takip ettiğimiz ve kişiliklerine ilişkin olumlu kanaatler taşıdığımız insanların haksızlığa uğramaması gerektiğine inanıyoruz.
Sayın Prof. Dr. Ömer Bolat ve Sayın Mahinur Özdemir Göktaş hakkındaki kişisel kanaatlerimizi ve güvenimizi açıkça ifade ediyoruz.
Aynı zamanda kamuoyunun doğru bilgiye ulaşma hakkını, basın özgürlüğünü, hukukun üstünlüğünü ve adil yargılama ilkelerini de aynı kararlılıkla savunuyoruz.
Gerçeğe aykırı suçlamaların karşısında, doğruluğun ve hukukun yanında olmaya devam edeceğiz.
İnanıyoruz ki hakikat, somut deliller ve hukuk çerçevesinde ortaya çıkacaktır.
Bizim için esas olan, şahsi dostlukların ötesinde, insan onurunun, hakkaniyetin, adaletin ve hukukun üstünlüğünün korunmasıdır.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”
EŞREF KÜÇÜKATEŞ
LONCA Business Network İş Ağı ve Medya Platformu Başkanı
LONCA Business Network Basılı ve Dijital Dergi
LONCA Business Network YouTube Kanalı

İstanbul Ticaret Odası Meclis Başkanı Erhan Erken, 21’inci çalışma döneminin sonlarına yaklaştığımız Meclis toplantısında kürsüye çıktığında ben de basın locasında balkondan izliyordum. Konuşmasını başından sonuna kadar dikkatle dinledim.
Erhan Başkan konuşmasını üç önemli kavram üzerine kurdu: “Güven, vefa ve sorumluluk.”
O balkonda kendisini dinlerken şunu düşündüm: Bu, yalnızca bir Meclis Başkanı’nın dönem sonuna yaklaşırken yaptığı konuşmalardan biri değildi. Söylenenlerin içerisinde yılların tecrübesi, dostlukları, yaşanmışlıkları ve gelecekte bu makamlarda görev yapacaklara bırakılan önemli mesajlar vardı.
Ben bu konuşmayı aynı zamanda bir veda değil, geleceğe bırakılan bir yol haritası olarak dinledim.
Çünkü makamlar gelip geçiyor, görev süreleri sona eriyor, unvanlar değişiyor. Fakat bazı insanlar görev yaptıkları makamlarla değil, o makamlarda bıraktıkları izlerle hatırlanıyor.
Erhan Başkan, sen de iz bırakanlardan oldun.
TİCARETİN EN BÜYÜK SERMAYESİ GÜVENDİR
Erhan Başkan’ın konuşmasında söylediği bir cümle özellikle dikkatimi çekti:
“Ticaret, her şeyden önce güven üretmektir.”
İş dünyasının içerisinde bulunan herkesin zaman zaman durup bu cümle üzerinde düşünmesi gerektiğine inanıyorum.
Şirketler büyür, yatırımlar yapılır, fabrikalar kurulur, yeni pazarlar bulunur ve bilançolar değişir. Fakat bir şirketin gerçek değerinin tamamı bilançosunda yazmaz.
Müşterisinin güveninde, çalışanının aidiyetinde, ortağının itimadında ve verilen sözün arkasında durabilmekte de o değerin önemli bir bölümü saklıdır.
Para kaybedilebilir ve yeniden kazanılabilir. Ancak kaybedilen güveni yeniden kazanmak çok daha zordur.
Erhan Başkan’ın İTO Meclisi gibi Türk iş dünyasının önemli kürsülerinden birinde bunu yeniden hatırlatmasını son derece kıymetli buluyorum.
VEFA, YOLA KİMLERLE ÇIKTIĞINI UNUTMAMAKTIR
Konuşmayı dinlerken üzerinde en fazla düşündüğüm kavramlardan biri de vefa oldu.
Başarıya ulaştığımızda çoğu zaman bulunduğumuz noktaya bakıyoruz. Oysa zaman zaman arkamıza dönüp o noktaya kimlerle geldiğimize de bakmalıyız.
Bize güvenenleri, yol gösterenleri, zor zamanlarımızda yanımızda duranları, çalışanlarımızı, dostlarımızı ve yol arkadaşlarımızı unutmamalıyız.
Çünkü hiçbir başarı yalnızca bir kişinin eseri değildir.
LONCA Business Network çatısı altında savunduğumuz anlayışın temelinde de bu vardır.
Network, yalnızca kartvizit toplamak ve ticari bağlantı kurmak değildir.
Gerçek bir iş ağı; güven üzerine kurulan, vefayla devam eden ve gerektiğinde insanların birbirlerinin yanında durabildiği bir dostluk ve dayanışma ağıdır.
Erhan Başkan’ın konuşmasında söylediği gibi güçlü çevreler edinmek önemlidir; fakat güçlü dostluklar kurabilmek çok daha kıymetlidir.
GELECEKTE GÖREV YAPACAKLARA BIRAKILAN BİR YOL HARİTASI
O gün salonda konuşmayı dinlerken özellikle şunu düşündüm:
Erhan Erken’in yaptığı hatırlatmalar yalnızca bugün o salonda bulunan bizlere yönelik değildi.
Gelecekte İstanbul Ticaret Odası’nda Meclis Başkanı olacakların, yönetimlerde bulunacakların, Meclis ve komitelerde sorumluluk üstleneceklerin de bu sözlerden çıkaracağı önemli dersler var.
Çünkü İTO’da üstlenilen görevler yalnızca bir makam veya unvan değildir. Bir emanettir.
O makamlara insanları getiren bir güven vardır. Dolayısıyla görevin hakkını vermek, kendisine gösterilen güvenin de hakkını vermektir.
Bu nedenle Erhan Başkan’ın güven, vefa, dostluk, sorumluluk, ortak hedef ve emanet üzerine yaptığı vurguların gelecekte İTO’da görev yapacaklar açısından önemli bir yol haritası olacağına inanıyorum.
ERHAN BAŞKAN, SEN UNUTULMAYACAKSIN
Erhan Başkan konuşmasının bir bölümünde hepimizi çok önemli bir soruyla baş başa bıraktı:
“Bizden geriye ne kalacak?”
Ben de o salonda kendisini dinleyen biri olarak bugün bu soruya Erhan Başkan açısından cevap vermek istiyorum.
Erhan Başkan, senden geriye güzel bir iz kalacak.
İnsanlarla kurduğun ilişkiler, dostluğa verdiğin önem, birleştirici yaklaşımın, kurum kültürüne gösterdiğin hassasiyet ve Meclis Başkanlığı makamında ortaya koyduğun duruş hatırlanacak.
Yıllar sonra bazı toplantıların gündem maddeleri unutulabilir.
Rakamlar değişebilir.
Ekonominin gündemi değişebilir.
Meclis üyeleri değişebilir.
Başkanlar değişebilir.
Ama insanlarda bırakılan güzel iz kolay kolay silinmez.
Sen unutulmayacaksın Erhan Başkan. Çünkü sen yalnızca görev yapanlardan değil, iz bırakanlardan oldun.
MAKAMLAR GEÇER, DOSTLUK VE VEFA KALIR
O gün konuşmanı dinlerken verdiğin mesajların aslında iş dünyasının tamamına hitap ettiğini düşündüm.
Şirketlerimizi büyütürken dostluklarımızı küçültmemeliyiz.
Rekabet ederken ahlakımızdan vazgeçmemeliyiz.
Başarıya ulaşırken bize destek verenleri unutmamalıyız.
Yeni dostluklar kurarken eski dostlarımızı ihmal etmemeliyiz.
Ve hangi makamda bulunursak bulunalım, o makamın bize verilmiş bir emanet olduğunu unutmamalıyız.
Sevgili Erhan Başkan;
O gün seni İTO Meclisi’nde dikkatle dinleyen biri olarak söylüyorum:
Konuşmanda yaptığın hatırlatmaların ve altını çizdiğin değerlerin her biri, yalnızca bugüne ait sözler olarak kalmayacaktır.
Gelecekte bu makamlarda görev yapacakların dönüp bakacağı bir yol haritası olacaktır.
Çünkü görevler biter.
Makamlar değişir.
Unvanlar bir gün isimlerin önünden kalkar.
Fakat güven kalır, vefa kalır, dostluk kalır ve insanlarda bıraktığımız iz kalır.
Sen de İstanbul Ticaret Odası Meclisi’nde iz bıraktın Erhan Başkan.
Ve biliyorum ki yalnız ben değil, o gün seni dinleyen birçok kişi de aynı duyguyu taşıdı:
Makamlar geçer, iz bırakanlar unutulmaz.
Eşref KÜÇÜKATEŞ
LONCA Business Network İş Ağı ve Medya Platformu Başkanı

Ekonomide dezenflasyon süreci kararlılıkla sürdürülürken, iş dünyasının ve reel sektörün saha gerçekleriyle yüzleşme biçimi önümüzdeki dönemin kaderini tayin edecek en kritik eşiklerden birini oluşturuyor. İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Sayın Şekib Avdagiç, İTO’nun Ağustos Ayı Meclis Toplantısı’nda yaptığı kapsamlı değerlendirmelerle, küresel risklerden yerel finansman sıkıntılarına kadar geniş bir yelpazede ekonomi gündemine damga vurdu.
Üretim, ticaret, ihracat ve reel sektörün temsilcileri olarak Sayın Şekib Avdagiç’in dikkat çektiği hususlar, mevcut tablonun sadece bir fotoğrafını çekmekle kalmıyor; geleceğe dair somut uyarılarda bulunuyor.
Küresel ekonominin çok katmanlı ve kalıcı bir belirsizlik dönemine girdiği günümüzde, jeopolitik krizlerin enerji piyasaları üzerindeki doğrudan etkisi her geçen gün daha sert hissediliyor. Hürmüz Boğazı çevresinde artan gerilimlerin ham petrol ve doğalgaz fiyatlarında risk primini yükseltmesi, Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkelerin maliyet yapısını doğrudan sarsmaktadır.
Şekib Avdagiç’in ifadesiyle, küresel petrol fiyatlarındaki her 1 dolarlık artışın ülkemize yıllık yaklaşık 400 milyon dolar ek dış ticaret faturası çıkarması, dezenflasyonist patikada karşılaştığımız en belirgin yapısal engellerden biridir. Yıl ortalamasının bu yüksek seyirde kalması durumunda, ham petrol ve ürünlerinin maliyetindeki devasa artışlar üretimin her alanına zincirleme bir zam baskısı olarak yansımaktadır.
Öte yandan, enflasyon ile mücadele kapsamında yürütülen sıkı para politikasının reel sektör üzerindeki yansımaları göz ardı edilemez boyutlara ulaşmıştır.
Sayın Avdagiç’in de meclis konuşmasında altını hassasiyetle çizdiği üzere, sıkılaşma adımları fiyat istikrarı açısından ne kadar elzemse, reel sektörün imalat kapasitesini korumak da o denli stratejiktir.
Yüksek faiz ortamının neden olduğu finansman maliyetleri, özellikle ekonominin can damarı olan KOBİ’lerin sermayeye erişimini zorlaştırmaktadır. Üretim girdilerindeki artış ile finansman yükünün birleşimi, ihracatçımızın uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü zayıflatma riski taşımaktadır.
Bugün dezenflasyon programının başarısı, yalnızca talep yönlü kısıtlamalarla değil; üretim tabanının, istihdamın ve ihracat potansiyelinin korunmasıyla mümkündür.
Türkiye’nin Avrupa pazarına olan coğrafi yakınlığı, tedarik zincirlerinin “en ucuz üretimden” “güvenli ve dayanıklı üretime” evrildiği bu yeni dönemde büyük bir fırsat penceresi sunmaktadır. Ancak bu fırsatı kalıcı kazanca dönüştürmenin yolu, imalatçımızın fiyat rekabetçiliğini yitirmemesinden geçmektedir.
Nitekim piyasalarda dip dalga halinde yayılan ve Sayın Şekib Avdagiç’in uyardığı “Türkiye pahalı bir ülke” algısının kronikleşmesi, yalnızca mal ihracatımızı değil; Turizm ve hizmet sektörleri gibi net döviz girdisi sağlayan kritik alanları da tehdit eder hale gelmektedir. Yabancı kart harcamalarındaki gerileme ile vatandaşlarımızın yurt dışı harcamalarındaki artış arasındaki yön farkı, bu algının ne denli hızlı müdahale edilmesi gereken bir alana dönüştüğünü açıkça göstermektedir.
Söz konusu makroekonomik sınamaların yanı sıra, Sayın Avdagiç’in meclis kürsüsünden dile getirdiği toplumsal ve tarihi mesajlar da iş dünyasının vizyonunu tamamlar niteliktedir.
26 Ağustos Malazgirt Zaferi’nin 955. yılına atıfta bulunan Avdagiç, Anadolu topraklarındaki varlığımızın ve bağımsızlığımızın üretim gücüyle tahkim edilmesi gerektiğinin altını çizmiştir. Yine 17 Ağustos Marmara Depremi’nin 27. yılında afetlere karşı dirençli kentler ve sanayi tesisleri inşa etme zorunluluğumuz bir kez daha hatırlatılmıştır.
Gerek küresel arenadaki jeopolitik şoklar, gerekse iç piyasadaki daralma riskleri karşısında iş dünyasının beklentisi nettir: Enflasyonla mücadeleden taviz verilmeden, üreten ve ihraç eden kesimlerin nakit akışını, rekabet gücünü ve istihdam kapasitesini destekleyecek dengeleyici adımların kararlılıkla atılmasıdır.
Şekib Avdagiç’in İTO Ağustos Meclisi’nde ortaya koyduğu bu vizyoner çerçeve, reel sektörün sesinin ekonomi yönetimi nezdinde karşılık bulması adına hayati bir çağrıdır. Üretim çarklarının durmaksızın dönmesi, Türkiye’nin küresel ticaretteki bayrağını daha yükseklerde dalgalandırmanın tek ve en güvenli yoludur.
Eşref KÜÇÜKATEŞ

İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, İSO’nun Temmuz ayı meclis toplantısında üretim hayatımız, ekonomik gidişatımız ve geleceğimiz adına son derece kritik uyarılarda bulundu. Konuşmasına merhum Dr. Can Fuat Gürlesel’i anarak başlayan Erdal Bahçıvan, gündemin ana temasını son dönemde iş dünyasının en büyük kaygılarından biri haline gelen “Erken Sanayisizleşme” riski olarak belirledi.
Üretimin nefes almasının Türkiye’nin nefes alması demek olduğunu her fırsatta dile getiren İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, Kabine Toplantısı sonrasında açıklanan sanayi destek paketini memnuniyetle karşıladıklarını belirtse de sanayimizin karşı karşıya kaldığı yapısal tehlikelerin altını son derece net ifadelerle çizdi. Türkiye’de imalat sanayinin GSYH içindeki payının %20’lerin altına düştüğüne vurgu yapan Bahçıvan, ülkemizin henüz klasik sanayileşmesini tamamlayamadan hizmet sektörü ağırlıklı bir yapıya kaymasının toplumun geleceği açısından büyük bir risk taşıdığını ifade etti.
İSO Başkanı Erdal Bahçıvan’ın meclis konuşmasında dikkat çektiği en çarpıcı noktalardan biri, sanayiye bakış açısında yaşanan zihniyet değişimiydi. Son dönemde sanayicilerle yaptığı sohbetlerde sıkça duyduğu “Hâlâ neden sanayicilik yapıyorsun?” sorusunun, üretimin riskli ve belirsiz bir faaliyet olarak algılanmaya başlandığının tehlikeli bir göstergesi olduğunu belirten Bahçıvan, bu durumun en az ekonomik veriler kadar kritik olduğunu vurguladı.
Genç kuşakların sanayide kariyer hedeflerinden uzaklaştığını, ailelerin çocuklarını masa başı işlere yönlendirdiğini söyleyen İSO Başkanı, ustalık ve teknik kariyerin cazibesini yitirmesiyle birlikte üretim kültürünün ve mesleki hafızanın kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya geldiğine işaret etti. Bahçıvan’a göre makine ve teknoloji satın alınabilir, ancak kaybedilen insan kaynağını ve üretim motivasyonunu kısa sürede yeniden inşa etmek mümkün değildir.
İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, sanayisizleşme riskini tetikleyen dış ve iç etkenleri de detaylarıyla paylaştı:
Küresel ticaretin yavaşladığını ve Avrupa pazarındaki tıkanıklığın sürdüğünü belirten Bahçıvan, Çin’in agresif fiyat politikaları ve kamu teşvikleriyle hem dış pazarlarda hem de iç pazarda ciddi sistemik riskler yarattığını ifade etti.
Uygulanan ekonomi programında dezenflasyon sürecinin beklenenden yavaş ilerlediğine dikkat çeken Erdal Bahçıvan, sanayicinin hâlâ yüksek enflasyon yükü altında ayakta kalmaya çalıştığını belirtti.
İSO 500 ve İSO İkinci 500 sonuçlarına atıfta bulunan Bahçıvan, dev sanayi kuruluşlarının dahi elde ettikleri faaliyet karlarının %85 ile %87’sini sadece finansman giderlerine ayırmak zorunda kaldığını, bu tablonun sürdürülebilir olmadığını vurguladı.
Bahçıvan, bu baskının artık sadece emek-yoğun geleneksel sektörleri değil, üst teknoloji grubundaki ihracatçı sektörleri de tehdit ettiğini ve kazanımların kaybedilmesi riskini doğurduğunu açıkladı.
Geleceğe ilişkin çözüm yollarını da sıralayan İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, Türkiye’nin acilen bütüncül ve uzun vadeli bir “Yeni Nesil Sanayi Politikası” çerçevesine ihtiyacı olduğunu belirtti.
Bu doğrultuda İSO bünyesinde kurdukları Stratejik Dönüşüm Merkezi (SDM) ile KOBİ’lere rehberlik ettiklerini aktaran Bahçıvan; Operasyonel Dijital Dönüşüm, Yeşil Dönüşüm, Değer Odaklı Büyüme, İnsan Odaklı Dönüşüm ve Jeostratejik Dönüşüm başlıkları altında sanayimizi geleceğe hazırlamak için kararlılıkla çalışmaya devam edeceklerini vurguladı.
İSO Başkanı Erdal Bahçıvan’ın da ifade ettiği gibi, erken sanayisizleşme sadece bir ekonomik gerileme değil, Türkiye’nin yıllar içinde büyük emeklerle biriktirdiği milli servetin ve üretim kültürünün kaybıdır.
Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınması, sanayicinin güçlenmesinden ve yüksek nitelikli üretime geçişten geçmektedir. Bu uyarılara kulak vermek ve sanayi ekosistemimizi her alanda desteklemek, ülkemizin yarınları için kaçınılmaz bir zorunluluktur.
Eşref Küçükateş
Reklam, röportaj, haber, iş birliği ve görünürlük talepleriniz için bize ulaşın.