DOLAR 47,3627 0.05%
EURO 54,0091 0.27%
ALTIN
BITCOIN 30916751,30%
İstanbul
25°

AÇIK

kftreklam
Eşref Küçükateş

Eşref Küçükateş

25 Temmuz 2026 Cumartesi

    Türkiye’yi Bekleyen Tehlike: Erken Sanayisizleşme ve Üretim Sanatı

    Türkiye’yi Bekleyen Tehlike: Erken Sanayisizleşme ve Üretim Sanatı
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, İSO’nun Temmuz ayı meclis toplantısında üretim hayatımız, ekonomik gidişatımız ve geleceğimiz adına son derece kritik uyarılarda bulundu. Konuşmasına merhum Dr. Can Fuat Gürlesel’i anarak başlayan Erdal Bahçıvan, gündemin ana temasını son dönemde iş dünyasının en büyük kaygılarından biri haline gelen “Erken Sanayisizleşme” riski olarak belirledi.

    Üretimin nefes almasının Türkiye’nin nefes alması demek olduğunu her fırsatta dile getiren İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, Kabine Toplantısı sonrasında açıklanan sanayi destek paketini memnuniyetle karşıladıklarını belirtse de sanayimizin karşı karşıya kaldığı yapısal tehlikelerin altını son derece net ifadelerle çizdi. Türkiye’de imalat sanayinin GSYH içindeki payının %20’lerin altına düştüğüne vurgu yapan Bahçıvan, ülkemizin henüz klasik sanayileşmesini tamamlayamadan hizmet sektörü ağırlıklı bir yapıya kaymasının toplumun geleceği açısından büyük bir risk taşıdığını ifade etti.

    Erken Sanayisizleşme Riski ve Sosyolojik Boyut

    İSO Başkanı Erdal Bahçıvan’ın meclis konuşmasında dikkat çektiği en çarpıcı noktalardan biri, sanayiye bakış açısında yaşanan zihniyet değişimiydi. Son dönemde sanayicilerle yaptığı sohbetlerde sıkça duyduğu “Hâlâ neden sanayicilik yapıyorsun?” sorusunun, üretimin riskli ve belirsiz bir faaliyet olarak algılanmaya başlandığının tehlikeli bir göstergesi olduğunu belirten Bahçıvan, bu durumun en az ekonomik veriler kadar kritik olduğunu vurguladı.

    Genç kuşakların sanayide kariyer hedeflerinden uzaklaştığını, ailelerin çocuklarını masa başı işlere yönlendirdiğini söyleyen İSO Başkanı, ustalık ve teknik kariyerin cazibesini yitirmesiyle birlikte üretim kültürünün ve mesleki hafızanın kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya geldiğine işaret etti. Bahçıvan’a göre makine ve teknoloji satın alınabilir, ancak kaybedilen insan kaynağını ve üretim motivasyonunu kısa sürede yeniden inşa etmek mümkün değildir.

    Küresel Baskılar, Enflasyon ve Finansman Cenderesi

    İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, sanayisizleşme riskini tetikleyen dış ve iç etkenleri de detaylarıyla paylaştı:

    Küresel ticaretin yavaşladığını ve Avrupa pazarındaki tıkanıklığın sürdüğünü belirten Bahçıvan, Çin’in agresif fiyat politikaları ve kamu teşvikleriyle hem dış pazarlarda hem de iç pazarda ciddi sistemik riskler yarattığını ifade etti.

    Uygulanan ekonomi programında dezenflasyon sürecinin beklenenden yavaş ilerlediğine dikkat çeken Erdal Bahçıvan, sanayicinin hâlâ yüksek enflasyon yükü altında ayakta kalmaya çalıştığını belirtti.

    İSO 500 ve İSO İkinci 500 sonuçlarına atıfta bulunan Bahçıvan, dev sanayi kuruluşlarının dahi elde ettikleri faaliyet karlarının %85 ile %87’sini sadece finansman giderlerine ayırmak zorunda kaldığını, bu tablonun sürdürülebilir olmadığını vurguladı.

    Bahçıvan, bu baskının artık sadece emek-yoğun geleneksel sektörleri değil, üst teknoloji grubundaki ihracatçı sektörleri de tehdit ettiğini ve kazanımların kaybedilmesi riskini doğurduğunu açıkladı.

    Çözüm Yol Haritası: Yeni Nesil Sanayi Politikası ve SDM

    Geleceğe ilişkin çözüm yollarını da sıralayan İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, Türkiye’nin acilen bütüncül ve uzun vadeli bir “Yeni Nesil Sanayi Politikası” çerçevesine ihtiyacı olduğunu belirtti. 

    Bu doğrultuda İSO bünyesinde kurdukları Stratejik Dönüşüm Merkezi (SDM) ile KOBİ’lere rehberlik ettiklerini aktaran Bahçıvan; Operasyonel Dijital Dönüşüm, Yeşil Dönüşüm, Değer Odaklı Büyüme, İnsan Odaklı Dönüşüm ve Jeostratejik Dönüşüm başlıkları altında sanayimizi geleceğe hazırlamak için kararlılıkla çalışmaya devam edeceklerini vurguladı.

    İSO Başkanı Erdal Bahçıvan’ın da ifade ettiği gibi, erken sanayisizleşme sadece bir ekonomik gerileme değil, Türkiye’nin yıllar içinde büyük emeklerle biriktirdiği milli servetin ve üretim kültürünün kaybıdır. 

    Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınması, sanayicinin güçlenmesinden ve yüksek nitelikli üretime geçişten geçmektedir. Bu uyarılara kulak vermek ve sanayi ekosistemimizi her alanda desteklemek, ülkemizin yarınları için kaçınılmaz bir zorunluluktur.

    Eşref Küçükateş

    Devamını Oku

    Avdagiç’in Duruşu; Kandilli’den Sütlüce’ye Bir “Eser” Siyaseti

    Avdagiç’in Duruşu; Kandilli’den Sütlüce’ye Bir “Eser” Siyaseti
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    İstanbul Ticaret Odası’nın meclis kürsüsü, sadece rakamların değil, bir ülkenin sanayi ve ticaret vizyonunun da nabzının attığı yerdir. Şekib Avdagiç’i dinlerken, aslında 21. dönemin son düzlüğüne girerken, geride kalan dört yılın bir “stratejik hasıla” raporuna şahitlik ettik.

    Şekib Avdagiç, konuşmasında ticaretin günlük dertlerinin ötesine geçerek, Türkiye’nin küresel ölçekteki o “büyük satranç tahtasında” nerede durması gerektiğinin altını çiziyordu.

    “Stratejik Konum” Artık Yetmez, “Jeoekonomik Güç” Şart

    Avdagiç’in konuşmasında en dikkat çekici vurgu, Türkiye’nin coğrafi kaderini ekonomik bir kaldıraça dönüştürme çağrısıydı. Yıllardır ezberlediğimiz o “köprü ülke” tanımının artık günümüz dünyasında karşılığı yok. 

    İTO Başkanı Şekib Avdagiç, haklı olarak “geçiş noktası” olmaktan çıkıp, “karar verici merkez” olma vaktinin geldiğini hatırlatıyor. 

    Savunma sanayiinde yakalanan o yerli ve milli ivmenin, aslında tüm sanayi dallarına sirayet etmesi gereken bir “teknoloji ve üretim seferberliği” olduğunu görmemiz lazım. Bugün Avrupa’nın tedarik zinciri krizlerinde çaresiz kaldığı bir ortamda, Türkiye’nin omuzlarındaki yük artık sadece bir ticaret ülkesi olmanın çok ötesinde.

    Enflasyon ve İhracatçı Arasındaki Makas

    Köşe yazarının görevi, kürsüde söylenenin arkasındaki “reel” gerçeği de görmektir. 

    Avdagiç’in 2026 yılına dair paylaştığı %9,9’luk kur-enflasyon makası, aslında üretim sahasının en yumuşak karnı. İhracatçı, fiyat tutturamıyor, maliyet yönetemiyor. 

    Avdagiç bu konuda oldukça net: “Fiyat oluşturma konusunda önünü göremeyen ihracatçının, bu belirsizlik ortamında rekabet gücünü koruması beklenemez.” Bu cümle, aslında ekonomi yönetiminin kulağına küpe olması gereken bir uyarıdır. İhracatçının emeğini ve sermayesini korumak, sadece bir sektörün değil, Türkiye’nin döviz kalkanını korumaktır.

    “Sessiz Kahramanlık” ve İTO’nun Çözüm Hafızası

    Bir de “kriz yönetimi” tarafı var işin. İstanbul’daki otellerin yangın yönetmeliği nedeniyle ruhsat iptali riskiyle karşı karşıya kaldığı o günleri hatırlayın. 

    Avdagiç’in bu krizi, Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan ve Bakan Murat Kurum ile koordineli bir şekilde, adeta bir “cerrah titizliğiyle” çözdüğünü biliyoruz. 

    Avdagiç’in “bazıları masanın arkasında saklandı ama biz çözdük” mealindeki ifadesi, İTO’nun iş dünyasındaki “çözüm merkezi” kimliğini net bir şekilde ortaya koyuyor. Sessiz sedasız çözülen bu kriz, aslında yüzlerce işletmenin hayatta kalmasını sağladı.

    “Eser Bırakmak” Meselesi

    Barbaros Hayrettin Paşa’nın o meşhur, “Er odur ki dünyada koya bir eser” sözü, bir ticaret odası başkanının vizyonunu tanımlamak için seçilebilecek en önemli sözdür.

    Kandilli’den Sütlüce’ye, Eminönü’nden Teknopark Pendik’e kadar atılan her adım, aslında sadece bugünü değil, Türkiye’nin yarınını inşa eden birer tuğla.

    Şekib Avdagiç, meclis kürsüsünden sadece bir dönemin muhasebesini yapmıyordu; aynı zamanda iş dünyasına, “Küresel oyunun bir parçası değil, kurucusu olmalıyız” mesajını veriyordu. Şimdi gözler, bu vizyonun pratikteki karşılığı olan 2026’nın kalan aylarına çevrildi.

    Unutmayalım; dünya değişiyor, şartlar ağırlaşıyor, ancak “esersiz kişinin yerinde yeller eser.” Avdagiç’in bu meclisteki duruşu, eser bırakma konusundaki kararlılığının bir ispatı gibi duruyor.

    Eşref Küçükateş

    Devamını Oku

    Sağlığın Yeni Adresi: Daviva ve Avcılar’da Yükselen Vizyon

    Sağlığın Yeni Adresi: Daviva ve Avcılar’da Yükselen Vizyon
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Değerli okurlar, Sağlık sektörü, tıpkı insan yaşamı gibi sürekli bir değişim ve gelişim içinde. Teknoloji ile insan dokunuşunun, deneyim ile gelecek vizyonunun kesiştiği noktada ise bazen büyük adımlar atılıyor. Bugünlerde sağlık dünyasında, bilhassa İstanbul’un batı yakasında yankılanan önemli bir yatırım haberini sizlerle paylaşmak istiyorum.

    Daviva Şirketler Topluluğu, diyalizdeki küresel başarılarını bir üst seviyeye taşıyarak, rotasını genel hastaneciliğe çevirdi. Grubun ilk özel hastanesi olan Daviva Avcılar Hastanesi, 1 milyar liralık dev bir yatırımla kapılarını açmaya hazırlanıyor.

    Peki, bu yatırım sadece “yeni bir hastane” binasından mı ibaret? Elbette hayır.

    Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Yavuz’un basın toplantısındaki samimi ifadeleri oldukça dikkat çekiciydi. Yavuz’un 20 yıl önce bir hekim olarak adım attığı Avcılar’a, bugün bir yatırımcı olarak dönüş yapması, aslında “bölge dinamiklerini bilmenin” önemini ortaya koyuyor. İnsan ihtiyaçlarını, hastanın beklentisini o havayı solumuş birinden dinlemek, bu yatırımın ruhunu oluşturuyor.

    Nedir bu yatırımın farkı?

    12 bin 500 metrekarelik bir alanda, 203 yatak kapasitesiyle hizmete başlayacak hastanenin kalbi, teknolojinin en ileri noktasıyla atacak. Hibrit ameliyathanelerden robotik cerrahi sistemlerine, yapay zeka destekli tanı süreçlerinden ileri görüntüleme teknolojilerine kadar “akıllı bir sağlık merkezi” kurgulanmış durumda. 550 kişilik profesyonel kadronun yanı sıra 61 yataklı yoğun bakım ünitesi, bölgenin sağlık altyapısına ciddi bir soluk aldıracak.

    Ancak Daviva’nın vizyonu Avcılar ile sınırlı değil. Yavuz’un bahsettiği dört ana ayaklı “Daviva Sağlık Ekosistemi” hedefi; ilaçtan tıbbi cihaz üretimine, diyalizden genel hastaneciliğe uzanan entegre bir yapıya işaret ediyor. Avrupa ve dünyada diyaliz alanındaki ilk 10 içerisinde yer alan bir grubun, bu birikimini genel hastaneciliğe aktarması, sağlıkta kalite standartlarını yükseltecek bir hamledir. Özellikle “koruyucu hekimlik” vurgusunun altının çizilmesi, artık toplumumuzda da “hastalanmadan iyileşme” bilincinin kurumsal bir vizyonla destekleneceğini gösteriyor.

    Genel Müdür Dizdar’ın ifadesiyle; 8 aylık hummalı bir dönüşüm süreci sonrası hastane, denetimlerini tamamlayıp halkın hizmetine sunulmak için gün sayıyor. Ayrıca Çorlu’da planlanan yeni yatırım müjdesi, Daviva’nın kontrollü ve kararlı bir büyüme stratejisi izlediğinin en net kanıtı.

    Sonuç olarak; Türkiye’nin sağlıkta geldiği nokta artık sadece hasta kabul eden merkezlerle değil, ileri teknolojiyle donatılmış, akademik bilgi birikimiyle harmanlanmış ve sürdürülebilir bir ekosistem yaratma gayesiyle ölçülüyor. Daviva Avcılar Hastanesi’nin bu vizyonla bölgeye değer katacağı muhakkak.

    Sağlıklı kalmanız dileğiyle…

    Eşref Küçükateş

    Devamını Oku

    Yedi Hisse, Tek Yürek: İbadet Titizliğinde Ticaretin ve Bereketli Ortaklığın Formülü

    Yedi Hisse, Tek Yürek: İbadet Titizliğinde Ticaretin ve Bereketli Ortaklığın Formülü
    3

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Kurban Bayramı’nda yan yana gelen, daha önce birbirini hiç tanımayan insanların oluşturduğu o muazzam birliktelik, sadece bir ibadetin ifası değil, aynı zamanda İslamın öngördüğü toplumsal ve ekonomik modelin canlı bir laboratuvarıdır. 

    Yedi farklı niyetin, yedi farklı bütçenin tek bir amaç etrafında birleşerek, hiçbir güvensizlik ve anlaşmazlık yaşamadan neticeye ulaşması, günümüz iş dünyasının en çok ihtiyaç duyduğu “güven” ve “bereketi” içinde barındırır. 

    Bu rızaya dayalı ortaklık modeli, ticaret hayatımız için de rehber edinmemiz gereken ilahi bir ölçüdür.

    Ayet ve Hadisler Işığında Ticarette Ortaklık ve Bereket

    İslam, bireysel kalkınmayı hedeflediği kadar toplumsal dayanışmayı ve sermayenin bir araya gelerek değer üretmesini de teşvik eder. Ticari hayatta kurulan dürüst ortaklıklar, bizzat Yüce Allah’ın himayesi ve bereketi altındadır.

    Kurban ibadetindeki o titiz pay etme, rıza gösterme ve hakkına razı olma ahlakı, ticari ortaklıkların da temel dinamiğidir. Bir hadis-i kudside Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

    “Biri arkadaşına hainlik etmediği müddetçe, iki ortağın üçüncüsü Ben olurum. Ticari ortaklardan biri diğerine hıyanet ederse, Ben aralarından çekilirim.” (Ebû Dâvûd, Büyû, 26)

    Bu ilahi beyan, kurban keserken birbirine zerre kadar suizan beslemeyen, aksine fedakarlık yarışına giren yedi kişinin yakaladığı huzurun, ticarete taşındığında nasıl bir berekete dönüşeceğinin kanıtıdır. Allah’ın “üçüncü ortak” olduğu bir ticari işletmede zarar, yerini ziyadesiyle kara ve huzura bırakır.

    Kur’an-ı Kerim, ortakların birbirlerinin haklarına riayet etmesi gerektiğine dikkat çekerken, iman ve salih amel eksenli bir ortaklığın bu tehlikelerden uzak kalacağını müjdeler:

    “…Zaten ortakların çoğu birbirlerinin haklarına tecavüz ederler. Ancak iman edip salih ameller işleyenler müstesna ki, onlar da pek azdır…” (Sâd Suresi, 24)

    Kurban kesim masasında gösterilen o muazzam hassasiyet, “iman edip salih amel işleme” gayretinin bir sonucudur. İşte ticaret ortaklıklarında da taraflar birbirini kurban ortağı gibi “Allah rızasını gözeten birer din kardeşi” olarak gördüklerinde, ne hak gaspı yaşanır ne de güven problemi.

    Güvensizlik Çağında “Kurban” Hassasiyeti ile Ticaret Yapmak

    Modern dünyanın insana dayattığı “Babana bile güvenme” algısı, sermayelerin birleşmesini, büyük hamleler yapılmasını ve dolayısıyla bereketin yayılmasını engellemektedir. Oysa Peygamber Efendimiz (s.a.v.), dürüst ve güvenilir tüccarların ahiretteki makamını överek ticarette güven inşa etmenin önemini şöyle vurgulamıştır:

    “Güvenilir, doğru ve dürüst tüccar; peygamberler, sıddıklar (doğrular) ve şehitlerle beraberdir.” (Tirmizî, Büyû, 4)

    Kurban hisseleri elektronik terazide tartılıp kura ile çekilirken gösterilen rıza, helalleşirken gözlerde beliren o samimi tebessüm, ticari sözleşmelere ve ortaklıklara taşınmalıdır. 

    Eğer bir esnaf, bir girişimci ya da bir tüccar, ortağıyla olan ilişkisini tıpkı o kurban masasındaki gibi “Allah’ın emir ve yasaklarına eksiksiz uyma” bilinciyle yürütürse, kaybettiğimiz Ahilik ruhu da Fatih Sultan Mehmet Hanın yaşadığı ve İstanbul’un Fethini başlatan hassasiyet de yeniden canlanacaktır.

    Kurban ortaklığından alacağımız en büyük kıssa; dürüstlüğün, adaletin ve Allah rızasının gözetildiği her ortaklığın, sonunda mutlaka huzur, kardeşlik ve bereket getireceğidir.

    Eşref KÜÇÜKATEŞ

    Devamını Oku

    Hz. Peygamber S.A.V’in Ticaret Ahlakının Esasları

    Hz. Peygamber S.A.V’in Ticaret Ahlakının Esasları
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Peygamberler, görevlerinin ağırlığına rağmen hizmetleri karşılığında en ufak bir ücret talep etmemişlerdir. Bu durum, dinden geçinmenin değil, dini hayatın her alanına taşımanın önemini gösteren temel bir rehberliktir.

    TİCARET VE PEYGAMBERLİK: DİNDEN GEÇİNMEMEK

    Peygamberler silsilesinin asla hizmetlerine karşılık bir ücret istemediği ilkesidir: “Onlar dinden konuştular, ama dinden geçinmediler.”

    PEYGAMBERLERIN GEÇİM KAYNAĞI: EL EMEĞİ VE İSTİĞNA

    Tüm peygamberler, bakmakla yükümlü oldukları aileleri olmasına rağmen, geçimlerini kendi emekleriyle sağlamıştır.

    Peygamberlerin Meslekleri: Hz. Âdem’in çiftçi, Hz. Nuh’un marangoz, Hz. İdris’in terzi, Hz. Dâvut’un demirci olduğu örnekleri verilerek, tüm peygamberlerin kendi ellerinin emeği ile geçindi.

    İstiğna (Gönül Zenginliği): Başkasından bir şey istememek, el açmamak bir Müslümanın en önemli vasfıdır. Hz. Peygamber (s.a.v), sahabelerine, “Başkalarının elinde olana göz dikme ki insanlar seni sevsin” tavsiyesinde bulunmuştur.

    En Hayırlı Kazanç: Hz. Peygamber (s.a.v), en helal ve temiz kazancın, “kişinin elinin emeğiyle makbul ve meşru alım satım yaparak elde ettiği kazanç” olduğunu beyan etmiştir.

    TİCARETİN FAZİLETİ VE CİHADLA KIYASLANMASI

    Ticaretin doğru ahlakla yapılması, en yüksek manevi derecelerle ilişkilendirilmiştir.

    Cihad Hükmü: Kendin ve ailen için helal yoldan çalışmak, “Allah yolunda cihat gibidir” hadisiyle müjdelenmiştir.

    Ahİret Derecesi: “Emin (güvenilir) ve doğru sözlü tüccar, ahiret gününde nebilerle, sıddıklarla ve şehitlerle beraberdir.”

    Çalışmaya Teşvik Etmiştir: Başkasına el açmaktan (minnet altında kalıp zillete maruz kalmaktan) sa, sırtında odun getirip satmanın daha hayırlı olduğu vurgulanmıştır. Hz. Peygamber (S.A.V.), evinde hiçbir şeyi olmayan bir sahabiye dahi eşyalarını sattırarak elde ettiği parayla keser almasını ve odun satıp rızkını kazanmasını sağlamıştır.

    HZ. PEYGAMBERİN TİCARİ HAYATINDAN AHLAK ÖRNEKLERİ

    Hz. Muhammed’in (S.A.V.) nübüvvet öncesi hayatı “Yetim, Çoban ve Tüccar” olarak özetlenir. Bu dönemde ortaya koyduğu ahlak, ticari hayatın temel prensiplerini oluşturmuştur.

    Borç Ahlakı ve Sözünde Durma: Abdullah İbn Ebî Hamsâ’dan aldığı borcu ödemek için kararlaştırılan yerde, alacaklısını üç gün boyunca beklemiş ve borcunu dördüncü gün ödemiştir.

    Mazlumdan Yana Olma: Henüz 20 yaşındayken, Mekke’ye gelen yabancı bir tüccarın gasp edilen mallarını geri almak için kurulan Hılfu’l-Fudûl (Erdemliler Birliği) içinde yer almıştır. Prensip: “Kim olursa olsun mazlumdan yana, kim olursa olsun zalime karşı.”

    Yeminden Kaçınma: Hz. Hatice’nin kervanını yönetirken Busra pazarında, bir Yahudi tüccar malları satmayacağına dair putlar üzerine yemin etmesini isteyince kızmış ve bu yemini reddetmiştir.

    Ortaklıkta Dürüstlük: Ticari sefer sırasında kervan hesapları ile kendi özel hesabını ayırırken, küçük bir karışıklık şüphesi üzerine bütün parasını kervanın parasına dahil etmiştir.

    Kolaylık Sağlama: Mekke döneminden ortağı olan es-Sâib İbn Ebî’s-Sâib, Hz. Peygamber’i anlatırken: “Ben onun kadar kolay ticaret yapan kimseyi görmedim, hiç tartışmaz, ve birisi onunla ticaret yaptığı zaman yaptığına pişman olmazdı.” demiştir.

    MEDİNE DÖNEMİ VE ZÜHD HAYATI

    Hz. Peygamber (S.A.V.), nübüvvetin getirdiği yoğunluk nedeniyle Medine’de aktif ticareti bırakmış, geçimini ganimet gelirlerinin beşte biri ve hediyelerle sağlamıştır. Ancak bu durum dahi O’nun zühd (dünyaya rağbet etmeme) hayatını değiştirmemiştir.

    Sadaka Haramı: Ehlibeyte zekât ve sadakanın haram olduğu konusundaki hassasiyeti (Hz. Hasan’ın ağzından hurmayı çıkarması) aktarılmıştır.

    Basit Yaşam: Hz. Aişe’nin (r.a.) rivayetiyle: “İki ayda üç hilâl görürdük de, evimizde yemek için ateş yanmazdı.”

    Dünya ve Ahiret Dengesi: Hz. Ömer’in, Kisralar ve Kayserler rahat içindeyken Hz. Peygamber’in hasır izleriyle uyanmasına şaşırması üzerine verdiği cevap: “İstemez misin dünya onların olsun, ahiret ise bizim olsun?” demiştir. O, ticari kabiliyeti olmasına rağmen, görev ve misyonunun selameti adına bu zühdü tercih etmiştir.

    LONCA Değerlendirmesi

    Bu bilgiler, Hz. Peygamber’in sadece bir dini lider değil, aynı zamanda ticareti çok iyi bilen, ancak misyonu gereği kazancını en aza indiren ve bu süreçte bile tüm insanlığa geçerli olacak ticari ahlak kurallarını uygulamalarıyla tesis eden bir rehber olduğunu göstermektedir. O’nun ticari ahlakı, hukuki bir zorunluluktan öte, vicdani ve manevi bir sorumluluk temeline dayanır.

    Devamını Oku