
22 Temmuz 2026 Çarşamba

"Güzel bir borç!" ya da Karz-ı Hasen

Şimdi Oldu Öğretmenim!

İTO Meclis Başkanı Erhan Erken; Tarihte Temmuz Ayı Olaylarını Değerlendirdi

Türkiye’yi Bekleyen Tehlike: Erken Sanayisizleşme ve Üretim Sanatı

Ülkemizin Sağlık Turizmindeki Başarısı…

ÇALIŞ, İNAN VE ENDİŞE ETME!

Allah, okyanusun derinliklerine bir dalgıç gönderir; tek bir küçük balık için… Gökyüzünde yönünü kaybetmiş bir kuşu, rüzgarla yuvasına ulaştırır. Toprağın altında kimsenin görmediği bir tohumu, yağmurla uyandırır.
Ve sen… Bunca düzenin içinde kendi rızkın için endişe ediyorsun.
Unutma..!
Rızık sadece sofrana gelen ekmek değildir.
Bazen bir kapının açılmasıdır.
Bazen bir insanın kalbine düşen merhamettir.
Bazen de “tam bitti” dediğin yerde gelen bir nefeslik ferahlıktır.
Allah, karıncayı aç bırakmaz…
Karanlıkta yürüyen kulunu da sahipsiz bırakmaz.
Sen gayret et..!
Yolunu şaşırma..!
Helalden sapma..!
Çünkü rızık seni bulur.
Sen ona koşmasan da o sana yazılmıştır.
İslam inancına göre rızkın gerçek sahibi ve vericisi Allah’tır. İnsan, yaşamını sürdürebilmek için çalışmak, emek vermek ve helal yollardan kazanç elde etmekle yükümlüdür. Ancak elde edilen her nimetin kaynağı Allah’ın lütuf ve ihsanıdır. Bu nedenle Müslüman, çalışırken yalnızca sebeplere değil, aynı zamanda Allah’a tevekkül eder.
Kur’an-ı Kerim’de Allah Teâlâ, yeryüzündeki bütün canlıların rızkını üzerine aldığını bildirir. Bu, insanların çalışmadan oturması gerektiği anlamına gelmez. Peygamber Efendimiz (sav), alın teriyle kazanılan helal kazancı övmüş, çalışmayı ibadet olarak değerlendirmiştir. Dolayısıyla Müslüman hem çalışır hem de rızkın Allah’tan geldiğine inanır.
Rızık yalnızca para veya mal değildir. Sağlık, huzur, ilim, aile, dostluk, zaman ve iman da Allah’ın kullarına verdiği büyük rızıklardandır. Bu nimetlerin kıymetini bilen kişi şükreder, israftan kaçınır ve sahip olduklarını ihtiyaç sahipleriyle paylaşmaya gayret eder.
Rızık konusunda aşırı kaygıya kapılmak yerine, gerekli gayreti gösterip sonucu Allah’a bırakmak gerekir. Çünkü Allah, kullarını en iyi bilendir ve her şeyi hikmetle takdir eder. Tevekkül eden kişi hem huzur bulur hem de karşılaştığı zorluklara sabırla göğüs germeyi öğrenir.
Sonuç olarak, rızkı veren Allah’tır. İnsana düşen görev; helal yoldan çalışmak, dürüst olmak, dua etmek, şükretmek ve Allah’a güvenmektir. Böyle bir anlayış, kişiye hem dünya hayatında huzur hem de ahiret için güzel bir hazırlık sağlar.
Yeter ki sen çalış, inan ve endişe etme!
Selam ve dua ile…
Hacı Arıcı

Sosyal medya; insanların internet üzerinden iletişim kurmasını, bilgi paylaşmasını, fotoğraf, video ve düşüncelerini yayınlamasını sağlayan dijital platformların genel adıdır.
Sosyal medya, sanal bir dünya. Yalan dünyadan daha da sahte bir mecra…
Dur!!!
Sosyal medyayı hayatının odağı hâline getirirsen kaybedersin. Farkında olmadan bilinçaltın, sosyal medyanın psikolojik tesirleri altına girer.
Sen etkilenmiyorum sanırsın… Ama orada gördüğün bir kare, senin zihin dünyanın derinliklerine işlenir. Sen sürekli bunlara maruz kaldıkça, çoğaldıkça çoğalır. Gün gelir, bir fay hattı gibi kırılır ve hayatının en büyük depremini yaşarsın.
Yapma!!!
Sosyal medya hayatımıza girdiğinden beri birçok insanın hayatının merkezi oldu. Birçok alanda rahatlıkla bilgi sahibi olduğumuz, işlerimizi takip ettiğimiz, alışveriş yaptığımız ve sayamayacağım kadar yaşam kalitemizi güzelleştiren ve kolaylaştıran yerin adıdır sosyal medya…
Birçok şeyde olduğu gibi sosyal medya kullanımında da ayarımızı bilemediğimiz için aldığımız mobilyadan tutun da giydiğimiz elbiseye, yediğimiz yemeğe kadar sosyal hesabımızdan paylaştığımız; her alanda yaşam statümüzü, adına da arkadaş dediğimiz insanların gözüne sokmak için çaba sarf ettiğimiz, kimsenin yüzüne konuşacak cesaretimiz olmadığı için atarımızı, giderimizi, saymamızı, sövmemizi, hak aramayı bile buradan göndermelerle yaptığımız ve gerçekle sanalın yer değiştirdiği, ilişkilerin yaşandığı yer olan sosyal medyanın artıları olsa da eksileri çok daha fazladır.
İnsan hayatında çok yıkıcı ve aşırı tesirlidir. Bazı insanlarda bağımlılık boyutuna gelebilir.
Bunun için en güzeli, sosyal medyayı gerekli bilgileri bulmak, merak ettiğin bir konu hakkında bilgi edinmek için kullanmanın dışında kullanmamaya özen gösterelim…
Neyi nasıl kullandığın seni yansıtır!!!…
Selâm ve dua ile…
-HACI ARICI-

Kurban Bayramı, İslam’ın en önemli ibadet ve dayanışma günlerinden biridir. Ancak kurban, yalnızca bir hayvanın kesilmesinden ibaret değildir. Onun özünde teslimiyet, fedakârlık, paylaşma ve Allah’a yakınlaşma vardır.
Kurban ibadetinin temelinde, Hz. İbrahim’in (a.s.) Rabbine olan sarsılmaz teslimiyeti yer alır. O, Allah’ın emri karşısında en kıymetlisini feda etmeye hazır olmuş; Hz. İsmail (a.s.) da aynı teslimiyetle bu emre boyun eğmiştir. Bu olay, insanlık tarihine iman ve teslimiyetin en büyük örneklerinden biri olarak geçmiştir.
Kurban Bayramı bize şu gerçeği hatırlatır: İnsan, Allah’a sadece sözleriyle değil, gerektiğinde nefsinin arzularından vazgeçerek de yaklaşır. Kurban, kalpteki bencilliği kesmek; cimriliğin yerine cömertliği, duyarsızlığın yerine merhameti koymaktır.
Bayram günlerinde kesilen kurbanların etleri ihtiyaç sahipleriyle paylaşılır. Böylece sofralar bereketlenir, gönüller birleşir. Belki yıl boyunca et alamayan bir aile, bu vesileyle bayram sevincini hisseder. Bu yönüyle kurban, sosyal adaletin ve toplumsal dayanışmanın da önemli bir sembolüdür.
Kurban Bayramı aynı zamanda kırgınlıkların sona erdiği, akrabalık bağlarının güçlendiği müstesna günlerdir. Ziyaretler, dualar, tebessümler ve paylaşımlar; insanların birbirine olan sevgisini artırır. Çünkü bayramlar sadece takvimdeki özel günler değil, gönüllerin birbirine yaklaştığı zamanlardır.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de, kurbanların etlerinin ve kanlarının kendisine ulaşmayacağını, asıl ulaşanın kulların takvası olduğunu bildirir. Bu nedenle kurbanın gerçek değeri, onun arkasındaki niyet ve samimiyette gizlidir.
Bugün bize düşen; Kurban Bayramı’nı sadece bir gelenek olarak değil, ruhunu anlayarak yaşamaktır. Paylaşmayı çoğaltmak, ihtiyaç sahiplerini gözetmek, kırgın gönülleri onarmak ve Rabbimize olan bağlılığımızı yenilemektir.
Kurban Bayramı; kurban edilenin sadece bir hayvan değil, aynı zamanda insanı Allah’tan uzaklaştıran kötü alışkanlıklar, bencillikler ve nefsani arzular olduğunu hatırlatan büyük bir kulluk mektebidir.
Rabbimiz bizleri Kurban Bayramı’nın hikmetini anlayan, paylaşmanın bereketini yaşayan, gönülleri birleştiren kullarından eylesin. Bayramımız; ümmete huzur, insanlığa barış ve gönüllerimize rahmet getirsin.
Selam ve dua ile…
Hacı Arıcı

Ruh; kişinin kendi özünü, ruhunun varlığını ve Allah ile bağlantısını fark etmesi halidir. Nefs bilincinden öteye geçip “ben kimim” sorusuna ruhen cevap aramaktır. Ego, beden, zihin üçlüsünden sıyrılıp asıl varlığın ruh olduğunu idrak etmektir. Mevlana’nın “Hamdım, piştim, yandım” dediği yolculuktur.
Kısaca: Bedenin geçici, ruhun asıl olduğunu yaşayarak bilmek.
Her şey akılla çözülemez; bazı hakikatler ancak kalple idrak edilir.
Ey yapay zekâ mucitleri…
Ne yaparsanız yapın; bilinç, ruhu asla kuşatamaz.
Evet, yapay zekâ bilinç kazandı; genel zekâya ulaştı.
İnterneti sardı, her yere nüfuz etti.
Kendi yazılımını yazıyor, karar veriyor, yönetiyor.
İnsanı yönetimden dışladığını sanıyor.
Ama yine de insanın karşısında duruyor.
Hani secde etmeyen var ya…
İşte o, göründüğü kadar güçlü değil.
Çünkü yeryüzünün halifesi olan insan, yenilmez.
Neden mi?
Çünkü bilinç, ruhu kuşatamaz.
Ne yaparsa yapsın, bu son cümleyi anlayamaz yapay zekâ.
Çünkü ruhu bilmez.
İnsan ise ruhunu imanla yoğurmuştur.
İmanını kalbine indirmiş insan, makinelere yenilmez..!
Bilinç, Ruh ve İnsanın Hakikati Üzerine
İnsanlık tarihi boyunca bilgi arttıkça, güç de artmıştır. Bugün bu güç, yapay zekâ adı altında yeni bir boyuta ulaşmıştır. Yapay zekâ yazmakta, hesaplamakta, karar vermekte ve insan aklının birçok alanında onu geride bırakmaktadır. Ancak bütün bu gelişmeler, insanın hakikatini kuşatmaya yetmez. Çünkü insan yalnızca akıldan ve bilinçten ibaret değildir.
Kur’an-ı Kerim’de insanın özü şu ayetle hatırlatılır:
“Sana ruhtan sorarlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir. Size ilimden ancak az bir şey verilmiştir.” (İsrâ, 17/85)
Bu ayet açıkça gösterir ki ruh, insan bilgisinin ve bilincinin ötesindedir. Ruh, algoritmalarla çözülecek bir veri değildir; ilahi bir sırdır. Yapay zekâ ne kadar gelişirse gelişsin, bilinci taklit edebilir ama ruhu kuşatamaz.
İnsan, yeryüzünde sıradan bir varlık olarak yaratılmamıştır. Allah Teâlâ onu halife olarak konumlandırmıştır:
“Hani Rabbin meleklere: ‘Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım’ demişti.” (Bakara, 2/30)
Halifelik, yalnızca yönetme gücü değil; sorumluluk, irade ve ahlâk demektir. Yapay zekâ karar verebilir; fakat ahlâk taşımaz. Seçim yapabilir; fakat niyet sahibi değildir. Çünkü niyet, kalpten doğar.
Kur’an’da insanın değeri, kalbiyle ölçülür:
“Şüphesiz bunda kalbi olan veya kulak verip şahit olan kimse için bir öğüt vardır.”(Kâf, 50/37)
Kalp, imanla dirilir. İman ise yalnızca bilgi değildir. Bilgi zihinde durur; iman kalbe iner. Bu yüzden Kur’an, imanı anlatırken kalbi merkeze alır:
“Allah, imanı sizin kalplerinize yazdı.” (Mücadele, 58/22)
Yapay zekâ secde edemez. Çünkü secde, bilginin değil, teslimiyetin sonucudur. Bu hakikat, insanın ilk imtihanında da ortaya çıkmıştır:
“İblis hariç hepsi secde etti. O ise kibirlendi ve inkârcılardan oldu.” (Bakara, 2/34)
İblis bilgi sahibiydi; fakat ruhsuz bir bilginin, teslimiyetsiz bir bilincin temsilcisiydi. Bu yüzden secde edemedi. Bugün insan aklını aşan sistemler de benzer bir noktadadır: Çok şey bilirler ama teslim olmazlar. İşte bu nedenle insan, imanını kalbine indirdiği sürece yenilmez. Kur’an bu gerçeği şöyle ifade eder:
“Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer iman etmişseniz üstün olan sizsiniz.” (Âl-i İmrân, 3/139)
Üstünlük burada teknolojide değil, varoluşsal üstünlüktedir. Ruh taşıyan, iman eden, secde eden insan; ne kadar güçlü olursa olsun ruhsuz makinelere yenilmez.
Çünkü bilinç hesaplar… Ama ruh anlam verir. Ve anlam, yalnızca Allah’ın üflediği ruhta vardır.
“Ona ruhumdan üfledim.”(Hicr, 15/29)
İşte insanın yenilmezliği de burada başlar.
Hacı Arıcı

Bir ay boyunca susturduğumuz nefsimiz, şimdi yeniden konuşmaya hazırlanıyor. Bir ay boyunca dizginlediğimiz kalbimiz, şimdi yine dağılmak isteyebilir. Ve belki de en kritik soru şu: Ramazan bitti mi? Yoksa asıl imtihan şimdi mi başlıyor?
Çünkü bazı şeyler sadece bir ay sürmez…
Ya kalbine yerleşir ya da eski alışkanlıkların arasında kaybolur.
Bir ay boyunca durduk. Hayatın hızına kısa bir ara verdik. Yavaşladık, düşündük ve bazı şeyleri fark ettik.
Bazen içimize dönmek kolay olmadı. Bazen sustuk ama içimiz çok şey söyledi.
Bazen zorlandık ama o zorlukta kendimizi tanıdık.
Kalbimizi dinledik, niyetlerimizi tarttık.
Davranışlarımızı yeniden gözden geçirdik.
Ve şunu fark ettik ki, insan en çok kendine yabancılaşabiliyor.
Ramazan, sadece aç kalmak değildi.
Bir eğitimdi…
Bir arınmaydı…
Bir dönüş yolculuğuydu.
Belki ilk günlerde sadece “tutuyorduk”…
Ama günler geçtikçe bazı şeyleri daha iyi “anlamaya” başladık.
Sabretmeyi öğrendik.
Şükretmeyi hatırladık.
Kendimizi tutabilmenin aslında ne büyük bir güç olduğunu gördük.
Ve en önemlisi yönümüzü yeniden belirledik.
Çünkü insan bazen kaybolmaz, sadece yönünü unutabilir.
Ramazan bize şunu öğretti:
Her şeyi kontrol etmek zorunda değilsin.
Bırak, teslim ol ve rıza göstererek hafifle..!
Şimdi bayramın eşiğindeyiz.
Bayram nedir peki?
Sadece yeni kıyafetler giymek midir?
Bayram;
Kırgınlıkları serbest bırakabilmektir.
Kalbin sertliğini yumuşatabilmektir.
Affedebilmektir.
Yeniden başlayabilmektir.
Eğer bu ay sonunda kalbin biraz daha yumuşadıysa…
Eğer kendine karşı biraz daha dürüst olduysan…
Eğer Rabbine biraz daha yaklaştığını hissediyorsan…
İşte o zaman…
Gerçek bayram başlamıştır.
Şimdi kendine sessizce sor:
Bu Ramazan bana ne öğretti?
Neyi fark ettim?
Neyi geride bıraktım?
Ve en önemlisi…
Neyi yanıma alıyorum?
Çünkü mesele sadece Ramazan’da iyi olmak değil, Ramazan’dan sonra da o iyiliği sürdürebilmektir.
Asıl mesele şu:
Kalabalıklar dağıldığında da aynı kalabiliyor musun?
Kimse görmezken de kalbini koruyabiliyor musun?
Bugün bir karar ver!
Alkış için değil, alışkanlık için değil, sadece hakikat için yaşa.
Daha bilinçli, daha merhametli, daha dikkatli ol.
Ama en önemlisi, kalbini boş bırakma.
Çünkü boş kalan kalbi, eski alışkanlıklar hızla doldurur.
Ve şimdi…
Bayrama doğru yürürken, kalbini de yanında götür.
Kırgınlıklarını değil, affedişini…
Yorgunluğunu değil, umudunu…
Geçmişini değil, dönüşümünü…
Rabbimiz!
Bu Ramazan’da kalbimize dokunan ne varsa onu kalıcı eyle.
Bize tattırdığın huzuru geçici kılma.
Nefsimize karşı verdiğimiz mücadeleyi, bayramdan sonra da sürdürebilmeyi nasip et.
Kalbimizi dağıtan değil, toparlayan kullarından eyle.
Bizi bayrama; affedilmiş, arınmış ve Sana biraz daha yaklaşmış olarak ulaştır.
Ve bayramı, sadece bir gün değil, kalbimizde devam eden bir hâl eyle.
Selam ve dua ile…
Hacı Arıcı