
03 Mart 2024 Pazar

"Güzel bir borç!" ya da Karz-ı Hasen

Şimdi Oldu Öğretmenim!

İTO Meclis Başkanı Erhan Erken; Tarihte Temmuz Ayı Olaylarını Değerlendirdi

Yedi Hisse, Tek Yürek: İbadet Titizliğinde Ticaretin ve Bereketli Ortaklığın Formülü

Ülkemizin Sağlık Turizmindeki Başarısı…

Kurban Bayramı: Teslimiyetin, Paylaşmanın ve Kardeşliğin Bayramı

Katı yakıt ticareti yapan bir iş insanı olarak ve İstanbul Ticaret Odası Doğal ve İşlenmiş Katı Yakıt Meslek Komitesinin meslektaşlarım tarafından seçilmiş mensubu sıfatımla, bu sektörü temsil sorumluluğu bilinciyle, özellikle bir konuyu vurgulamak istedim.
Şöyle ki: Mevsim kışın ortası, havaların da soğuk gittiği dönemdeyiz. Cüzi miktarda da olsa kömür kullanımı devam ediyor. Dolayısıyla kömür sobası da işlevini bir şekilde sürdürüyor. Sobalar kışın evlerde insanlarımızı ısıtma görevini bırakmadı henüz. Sobanın başında eski usul ısınan ve sobanın verdiği zevki terk etmeyen insanlarımız tamamen bitmedi. Bir diğer gerçek de TÜRK İNSANI GÖZÜYLE ISINIR sözü çok önemli bir yer tutar. Ortam sıcak olsa bile yanan nesneye yakın durmak isteriz millet olarak. Ararız sıcaklığı veren nesneyi…
SOBA’NIN HİKMETİ
Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropologdan oluşan bir bilim heyeti bazı araştırmalar için arazide bulunmaktadır. Hava kararır. Birden yağmur bastırır. Hemen yakındaki bir arazi evine sığınırlar. Misafirperver bir insana denk gelirler ve ev sahibi misafirlere bir şeyler ikram etmek için biraz yanlarından ayrılır. Hepsinin dikkati odadaki soba üzerinde toplanır.
Soba yerden 1 m. kadar yukarda, altındaki dizili taşların üzerindedir. Sobanın niçin böyle kurulmuş olabileceğine dair bir tartışma başlatırlar.
Kimyacı: “Adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, böylece daha kolay yakmayı amaçlamış”.
Fizikçi: “Adam sobayı yükselterek konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiş”.
Jeolog: “Burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan herhangi bir deprem anında sobanın taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak yangın olasılığını azaltmayı amaçlamış”.
Matematikçi: “Sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş, böylece de odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış”.
Antropolog: “Adam ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif biçimi olan ateşe saygı nedeniyle sobayı yukarıya kurmuş”.
Bu sırada ev sahibi içeri girer ve ona sobanın yukarda olmasının nedenini sorarlar.
Adam cevap verir: BORU YETMEDİ…
En derin saygı, sevgi ve muhabbetlerimle.
Hüseyin AKARÇEŞME
İTO Mevzuat Komisyonu başkanı

Son zamanlarda yer küremizde enerji fiyatlarının özellikle petrol ve doğalgaz gibi yakıtların dünyadaki olaylara bağlı olarak artmasının ekonomimizi olumsuz etkilenmesi ve ülkemizin cari açığını büyük çapta artırması belimizi bükmektedir. İhracatımızı da dolaylı olarak baltalamaktadır gerçeği ortada.
Petrolümüz, doğalgazımız yok ama kömürümüz var diyoruz ya sürekli…
Allah’ın bize bahşettiği bu kömürü hidrojen üretiminde de niye kullanmayalım ki? Petrol ve doğalgaza bağımlılığımızı bu nimeti kullanarak niye koparmayalım?
Ayrıca doğalgaz dağıtım hatlarına %2 ile %6 arasında bir miktarda hidrojen katkısının mümkün olduğunu belirtiyor işin uzmanları. Bu girişimin gerçekleşmesi de enerji maliyetlerimizin azalmasına önemli ölçüde katkı sağlayacak. Pahalı enerji şikayetlerimiz sona erecek.
Hidrojen üretiminde şu an için ülkemizde en hazır olan ve bol miktarda bulunan madde yerli kömürümüz olarak karşımızda duruyor. Hidrojen enerjisini ülkemizde bol miktarda bulunan bordan da üretmek mümkün. Margarin yapımında hidrojen kullanılabiliyor. Rüzgârdan da hidrojen elde edilebiliyor. Karadeniz’in dip sularının hidrojen sülfür bakımından çok zengin olduğu ifade ediliyor.
Enerjide üç ana prensip vardır diyorduk. Neydi bunlar?
Şimdilerde gündemimize yeniden giren Hidrojen enerjisi enerjide çeşitlilik prensibine katkı sağlayacak. Alternatif bir enerjimiz daha olacak.
Petrolden elde edilen bildiğimiz bütün ürünler kömürden de elde edilebilir prensibi geçerliliğini koruyor. Yerli kömürümüzden hidrojen elde etme zamanı geldi gibi görünüyor. Petrolümüz ve doğalgazımız yok ama kömürümüz var diyoruz ya. Şimdilerde kömürden bütün diğer şekillerde yararlanmanın dışında, hidrojen elde etme çalışmasının gündeme gelmesi ve sonuç verecek çalışmaların başlatılması muhteşem olacak. Enerjide çeşitlilik prensibine de zenginlik katacak. Enerjide çeşitlilik pastasına bir enerjimizi daha ekleyeceğiz. Enerjide verimlilik prensibini de muhteşem şekilde besleyecek.
Dünyadaki bor üretiminin %70 ine ülkemizin sahip olduğu da ayrı bir gerçek olarak önümüzde duruyor. Bu da ayrı bir avantajımız ilerisi için. (Şimdiye kadar hidrojenin savaşta kullanılan bombasını vs. biliyorduk…)
Hidrojen saydam, renksiz, kokusuz ve tatsız bir elementtir. Havanın ağırlığından 14 kat daha hafiftir. Tabii bir yakıt olmayan hidrojen birincil enerji kaynaklarından yararlanarak su, fosil yakıtlar, biyo kütle gibi çok değişik hammaddelerden üretilebilir. Zamanımızda buhar kalitesini artırma, atık gazların saflaştırılması, elektroliz, foto süreçler, termo kimyasal süreçler radyoliz gibi alternatif birçok hidrojen üretim teknolojisi var dünyada.
Fosil yakıtlar sadece alevli yanmaya uygundur. Hidrojen ise alevli yanmaya ilaveten katalitik yanmaya, direk buhar üretimine, hibritleşme ile kimyasal dönüşüme ve yakıt hücresi ile elektrik dönüşümünde elverişli bir elementtir. Ülkemizde hidrojen gaz halinde ve sıvı halde kullanılabiliyor. Geçmişte gündeme gelmişti hidrojen üretimi. 25 yıl önce tröstlerin engeline takılmıştı. Malum çevreler ve işbirlikçileri engel koymuşlardı bu çalışmaya değer bütün buna benzer işlerde olduğu gibi. Ancak şimdilerde düğmeye basılıyor. Eski Enerji bakanımız Fatih Dönmez en kısa zamanda çalışmalara başlama startı vereceğini belirtmişti. Prof. Dr. Nejat Veziroğlu 25 yıldan beri hidrojeni gündemden düşürmemişti. Bu konuda daha birçok ilim adamımız hidrojen çalışması için hamle bekliyor. Başta ABD olmak üzere dünyada birçok gelişmiş ülke durumundaki devletler hidrojen üretimine çoktan geçmişler. Biz niye geçmeyelim ki?
Hüseyin AKARÇEŞME
İstanbul Ticaret Odası 81. Doğal ve İşlenmiş Katı Yakıt Meslek Komitesi Meclis Üyesi
İTO Mevzuat Komisyonu Başkanı

Isınmada bireysel anlamda kömür sobalarının şu an için geri dönmesi beklenemez. Ancak kömür; merkezi ısıtmada, termik santrallerde ve sanayide enerji olarak kullanılmaya devam edecek.
Son yıllarda geliştirilen yakma üniteleri sayesinde kömür sıfıra yakın bir emisyonla yakılabiliyor yani korkacak bir şey yok.
Birde küresel ısınma diye bir şey yok! Dünya’da periyotlar var!
Isınan dünya periyodu ve Soğuyan dünya periyodu.
Isınma periyodunda buzullar eriyor, deniz seviyesi yükseliyor, hava sıcaklığı ortalaması da biraz yükseliyor. Bir sonraki soğuma periyodunda buzulların donması çoğalıyor, deniz seviyesi alçalıyor, hava sıcaklığı ortalaması azalıyor.
İşte bu kadar…
Şu anda soğuk periyoda giriyoruz. Son günlerdeki soğuk ve karlı havalar bu tezi kanıtlamıyor mu? Atmosferde de kirlilik yok. Atmosferde ilk çağlardaki karbondioksit gibi zararlı gaz miktarı neyse şu anda da aynı seviyede. Evren devasa büyüklükte ve bu sera gazları devede kulak bile değil. Sera gazlarının da deldiği bir şey yok!
KYOTO PROTOKOLÜ DE KOCAMAN BİR PALAVRA.
Doğalgaz tröstlerinin kazandıkları paranın bir kısmını saçarak dünyaya empoze etmesi olayı bu. Yani uyduruk bir şey. Tek suçlu hiçbir zaman fosil yakıtlar değildir. Doğalgazda masum değildir.
Birde son Rusya, Ukrayna savaşı kömürü tekrar gündeme almıştır. Bilhassa Avrupa ülkeleri şimdiye kadar Rusya’dan yüksek tonajlarda doğalgaz, kömür ve petrol ithal etmekte idi. Rusya’ya uygulanan yaptırımlar ve ambargo Avrupa’nın enerji ihtiyacını sekteye uğratmıştır. Rusya bir nevi İran gibi ambargolu ülke durumuna doğru sürükleniyor. Dolayısıyla da Rusya’dan enerji temin eden ülkeleri kaçınılmaz bir biçimde enerji arayışına sevk etmiştir. Doğalgaz alımı sıkıntıya girince devamında da KÖMÜR bir nevi yeniden umut kapısı olmuştur. Karbon ayak izinin takibi, Yeşil mutabakat, Paris anlaşması vs. de rafa kaldırılma durumu oluşmuştur. Bu günlerde bir yandan Kömür kullanımından dönme işi ileri yıllara öteleniyor. AB ülkeleri diğer taraftan Karbon ayak izinin takibi senaryosunu bir güzel uygulamak istiyor. Avrupalılar sanayi devriminden beri gelişirken kömürü kullandılar, bütün fosil yakıtları kullandılar, nükleeri kullandılar ve sanayide ilerlediler, çok ucuza enerji üretip oldukça zenginleştiler.
Şimdilerde bizim gibi gelişmekte olan ülkelere diyorlar ki biz yeteri kadar dünyayı kirleterek geliştik, zenginleştik ama sizin gelişmenize, refah seviyenizin artmasına müsaade etmeyiz. Karbon ayak izinin takibi adı altında ihraç mallarınız bizim sınır kapımıza geldiğinde para ödeyeceksiniz. Bizler de bu parayı hava kirliliği ile mücadele için üçüncü dünya ülkeleri için kullanacağız diyorlar. Acaba kullanacaklar mı? Burası büyük bir muamma
Bu gerçekler ışığında ülkemiz toprakları içinde var olan, Yüce Allah’ın bize bahşettiği kömürümüz var. Bu nimet enerji ihtiyacımızı karşılar. Hem de uluslararası ticari rekabette sınıfta kalmayız. Ucuz ve sağlıklı enerji ile cari açık sorunumuzu kökünden çözmüş oluruz. Günümüz itibarı ile yeterli petrol ve doğalgazımız yok. Ama Yüce yaratanın bizlere sunduğu kömürümüz var.
Yeni, modern yakma ünitelerini kullanarak kullanmalıyız bu enerjimizi.
Bu konuda anlatacak çok şey var ama…
Şimdilik bu kadar yeter diyorum ve bitiriyorum.
Kalın sağlıcakla.
Güzellikler diliyorum…
Hüseyin Akarçeşme
Evet; kaybolan değerler, kaybedilen değerler ya da kaybettirilen değerler. Bizler ki; tarih sayfalarına adı altın harflerle yazılmış bir neslin torunları, bizler ki üç kıtada hüküm sürmüş bir imparatorluğun evlatları ve yine bizler ki İslamiyet nuruyla yıkanmış bir ecdadın varisleri; ne çok şey kaybettik, öyle değil mi?
Milletimizin toplumsal yaşamında çok önemli bir yeri olan ahlaki ve kültürel değerlerimizin olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu değerlere sahip çıkmak, onları yaşamak, yaşatmak herkesin üzerine düşen bir görevdir. Sahip olduğumuz bu değerlerin yaşanması ve yaşatılmasıyla, geçmişten geleceğe daha umutla ve güvenle bakabilir, bunları kaybettiğimiz zaman, geçmişi geleceğe bağlayan en temel bağları da koparmış oluruz.
İlk Avrupa seyahatimi 1994’te 25 yıl önce Hollanda’ya yapmıştım.
Hollanda’da bulunan dostlarım bana Avrupa’yı kendi bakış açılarıyla o kadar anlattılar ki; demokrasisinden, yollarından, gelişmişliğinden, hatta bizim ülkenin geri kalmışlığından vs…
Artık ülkeme dönme vakti gelmişti. Son günümde dostlarla birlikte bir mekânda yemek yiyip ayrılacaktım.
Dostlarımız ilk günkü gibi Avrupa şöyle Avrupa böyle hep olumlu ve maddi yönünü anlatmaya başladılar Hollanda vatandaşı olduğu her halinden belli üç kişilik bir aile gelip karşı masaya oturdular. (Baba Anne Evlat) Yemeklerini yediler. Ücretini ise herkes ayrı ayrı ödedi.
Hollanda’da ki dostlarımıza soracaktım ki onlardan birisi; hocam bunlar işte böyle, herkes kendi parasını öder. Çocuk’da 18 yaşını doldurduğu için kendi ödedi… Bizim dostlar bunu da hoş karşılayıp, gelişmişliğin gereği olarak gördüler.
Ben ise dostlarımın bakış açılarına tahammül edemedim. Tepki olarak da İslam’ın bize bahşettiği, insan olmanın özelliğini ve güzelliğini, Hollanda da gördüğüm olumlu olumsuzlukları, Avrupalıların değer erozyonuna uğradığını, çocuk sevgisine yaş sınırı getirdikleri için; kedi ve köpek başta olmak üzere, sevgiyi muhabbeti hayvanlarda aradıklarını izah edip;” Dostlarım Avrupa madden ilerlemiş ancak, manen çökmüş ve yalnızlaşmış “dedim.
Gönül dostlarım, Avrupa’yı orada bırakıp biz kendimize dönelim. İnsan yalnızlaşıyor. Anne-baba, baba-oğul, anne-kız birbiriyle konuşamıyor. Herkes kendi dünyasını kurmuş gidiyor. 100 metre karenin içinde dört insanın dört ayrı dünyası oluşmuş. Herkes birbirinin durumundan yakınır hale gelmiş. Yalnızlaşan insanlık ve kaybolan değerlerimiz.
İnsan sosyal bir varlıktır. Yalnız yaşaması mümkün değildir. Bazı sosyolojik araştırmalarda tek başına yaşayan insanlarda takıntı davranışları oluştuğu ifade edilmektedir. Yalnız yaşamış ve sonra bulunmuş olan çocukların insani özelliklerini kaybetmiş oldukları görülmüştür. Bunların normal yürüyemedikleri ve bir insan gibi konuşamadıkları belirlenmiştir. Gözlemlere dayanarak yapılan araştırmalarda çekirdek ailede ilk çocukların geç yürüyüp konuştukları bilinen bir vakıadır.
21. yüzyılda yaşıyoruz. Sanayi devrimi, teknoloji dönemi derken içinde bulunduğumuz asır bilgi çağı olarak ifade edilmektedir. Artık eskisi gibi biriyle haberleşmek istediğimizde postaneye, eve, bir telefon kabinine gitmiyoruz. Kablosu fişe bağlı telefon kullanmıyoruz. Artık faxın bile pabucu dama atıldı. Bir yerden diğerine gitmeye gerek kalmadan işlerimizi oturduğumuz yerden halledebiliyoruz. Birbirimizle kilometrelerce uzaktan kıtalar ötesinden konuşabiliyor hatta görebiliyoruz. Arabalarımızda dijital haritalarımız var. Adres sormaya da gerek kalmadı. Adresi üzerine yazdığımızda bizi istediğimiz yere götürüyor. Bilmediğimiz bir yere gittiğimizde tanımadığımız insanlarla adres vesilesiyle konuşmak zorunda kalıyorduk. Artık buna da gerek kalmadı. Sekreter şuradan dön dediğinde, söylediğini yapmayınca sürekli tekrar söylüyor. Sekretere kızıyoruz. Karşıdan tepki gelmeyeceğini bildiğimizden sanal sekreter vasıtasıyla kızma egomuzu da tatmin ederek rahatlıyoruz.
Güneş enerjisi hayatımıza girdi. Bio enerji giderek yaygınlaşıyor. Eskiden soba yakardık. Kömür satın almak için haftalar önce tasarruflar buna göre yapılırdı. Sobaların boruları temizlenir, daha kaliteli daha çok ısıtan döküm sobalar alınırdı. Şimdi buna da gerek kalmadı. Artık ısınmak bir düğmenin ucunda. Basıyorsunuz düğmeye ısınıyorsunuz. Sen sadece paradan haber ver. O olduğu zaman her şey kolay gibi gözüküyor.
Aslında her şey insan hayatını kolaylaştırmak için yapılıyor. Kapitalizmin mengenesinde tüketim ekonomisinin kıskacında bin bir güçlükle kazanılanlar çeşitli hokus pokuslarla yine ihtiyaç mıdır değil midir anlaşılamadan yitirilip gidiyor. Düne, on yıl önceye veya yüz yıl önceye göre daha çok rahatız gibi görünüyor. Modern toplumda meydana gelen bu gelişmelere rağmen insan yalnızlaşıyor.
Mutsuz hayatlar feryat ediyor. Kiminle konuşursanız ‘’içimde tarif edemediğim bir boşluk var’’ diyor. Eskiden bir köyde bir şehrin mahallesinde evler birbirine uzak olmasına rağmen herkes birbirini bilir ve tanırdı. Hasta olan biri hemen duyulur, cenazelerde üzüntüler paylaşılır hatta cenaze evine yemek bile yaptırılmazdı. Şimdilerde gökdelenlerimiz, ceplerimizde telefonlarımız, çantalarımızda bilgisayar(!)larımız var fakat gökdelende oturan üç yüz aileden kaç tanesi birbirini ne kadar tanıyor meçhul. Hatta evinde ölü bulundu on gün sonra belli oldu. Haberlerini artık daha sık duymaya başladık.
İnsan yalnızlaşıyor. Anne-baba, baba-oğul, anne-kız birbiriyle konuşamıyor. Çünkü dört kişilik bir evde dört akıllı telefon var. Hatta üç tane de tv bulundurmak mecburiyetindeyiz. Şayet tek tv olursa ona karı koca biz hâkim olup haber dinlemeliyiz. Kızımızın oğlumuzun ise filimler var, ayrı ayrı. Al sana üç tv. Evde bile yan yana gelemeyen aile portremiz. Herkes kendi dünyasını kurmuş gidiyor. 120 metre karenin içinde dört insanın dört ayrı dünyası oluşmuş. Herkes birbirinin durumundan yakınır hale gelmiş. Değerler yozlaştırıldığı için bu manzara oluşmuş. Bizi biz yapan manevi değerler canlı tutulursa bu problemler sıcağı gören buzun eriyip gittiği gibi yok olup gidecektir.
Daha fazla yalnızlaşmadan, bizi biz yapan değerlerin tamamını kaybetmeden sahip çıkalım…
Saygı Sevgi Selam…
Ticaret odası seçimleri 4 yılda bir yapılır. İTO 5174 sayılı özel bir kanunla kurulmuş bir ticaret erbabı kurumudur. Odamız tüzel bir kişiliğe sahip kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşudur. Bünyesindeki araçların plakası resmiyeti niteleyen siyah renktedir. Şirketler ilk kurulurken otomatik olarak Ticaret odasına kaydolur. Şahıs firmaları ise ister esnaf odalarını seçer, isterlerse Ticaret odasını tercih eder. Her seçim öncesi şirketler oy kullanmak için İTO’dan yetki belgesi onaylatmak zorundadır. Şahıs firmalarında ise kişisel kimliğini göstererek oy kullanılır. Bana göre seçim öncesi oluşturulan belgenin şirket yetki belgesi şeklinde isimlendirilmesi yanlıştır. Zaten mevzuat gereği yetkili müdür sıfatı taşıyanlardan başkası oy kullanamayacaktır. Dışarıdan birisine yetki verilememektedir. O halde bu belgenin ismi olsa olsa şirket oy kullanma belgesi olmalıdır. Veya oy kullanabilir belgesi.
Seçimler diğer seçimlerde olduğu gibi adayların listelerinin zarfa konularak sandığa atılması şeklindedir. Buradaki fark (listedeki tescilli Ticari unvanları tam olarak yazılmış olan) şirketler seçimi kazanmış oluyor. Seçimi kazanan şirketler seçimden bir gün sonra şirketteki imzaya yetkili müdürlerden bir kişiyi belirler ve odaya ismini yazılı sunarlar. Seçilme süresi olan 4 yıl içerisinde şirketler imzaya yetkili başka bir müdürü öncekinin yerine atayabilir. Oda organ seçimleri muhtarlık seçimleri ile benzerlik taşır. Adaylar listelerini hazırlarlar, kağıda bastırırlar. Seçim günü sandık mahalline, oy kullanma odasına bırakırlar. Seçime katılacakların önceden odaya veya herhangi bir kuruma müracaat etmelerine gerek yoktur.
Kişisel olarak aday olunmaz. Komitelerinde söz birliği yaparak aday olan gruplar ileride sorun çıkmaması için meclis üyeliği ve komite üyeliğinin nasıl taksim edildiğini önceden karara bağlarlar. Listelerini de kararlaştırılan şekilde bastırırlar. Listelerini de kararlaştırılan şekilde bastırırlar. Örneğin bizim komitemiz gibi 5 üye ile temsil edilen bir komitede yukarıdan aşağıya doğru 5 firmanın oda sicil numarası ve ticari unvanı kısaltma yapılmadan yazılır. Sicil numarası ve unvan yazarken hata yapılmaması lazımdır.
Ayrıyeten alt tarafa da 5 tane yedek üye firma ismi yazılır. 5 üyeli bir komite 2 meclis üyesi+ 3 komite üyesinden oluştuğu için ilk iki sıradaki firmalar seçim kazanıldığında meclis üyesi olur. Attaki üç firma ise komite üyesi olur. Meclis üyeleri istifa eder veya başka şekilde ayrılırsa 3 ve 4.sıradaki firmalar onların yerine meclis üyesi olabilir. Kendi yerlerine de yedek üyelerden gelir.
500 ile 2000 arasında üye firma sayısı olan komiteler 5 üye (2 meclis üyesi,3 komite üyesi) çıkarır.
2000 ile 5000 arasında üye firma sayısı olan komiteler 7 üye (3 meclis üyesi,4 komite üyesi) çıkarır.
5000 ile 10.000 arasında üye firma sayısı olan komiteler 9 üye (4 meclis üyesi,5 komite üyesi) çıkarır.
10.000 ve yukarısı üye firma sayısı olan komiteler 11 üye (5 meclis üyesi,6 komite üyesi) çıkarır.
81 tane irili ufaklı meslek komitesinin oluşumu bu kriterlere göre oluşturulur.
İTO Meclisi ayda bir defa her ayın ikinci perşembesi toplanır. 81 Komiteye mensup meclis üyeleri meclisten hem kendi komiteleri hakkında, hem de genel ekonomi ile alakalı söz alıp konuşurlar. Alınacak kararlarda oylamalara katılırlar. Meslek komiteleri de meclis ve komite üyeleri olarak yine ayrıca ayda bir defa toplanırlar. Projelerini sunarlar. Bu toplantılarda kendi sektörlerinin sorunlarını masaya yatırırlar. Sıkıntı ve taleplerini raporlaştırarak yetkili mercilere ulaştırırlar. Ayrıca zümre toplantıları diye adlandırılan toplantılar düzenlerler. Bu toplantılar seçilmiş İTO meslek komitesini oluşturan üyelerle aynı meslek grubuna kayıtlı firmaların temsilcilerinin çağrılması şeklindedir. Bu toplantılarda sorunlara çözümler üretilir. Ancak son zamanlarda pandemi musibeti sebebiyle bu gibi toplantılar online olarak gerçekleştirebiliyor. Yani zoom üzerinden genellikle.
Seçimi kazananlar ilçe seçim kurulundan mazbatalarını alırlar öncelikle. Seçim sonuçlarına ilçe seçim kuruluna müracaatla itiraz edilebilir. Seçimden sonra her komite toplanarak kendi aralarında komite başkanını ve başkan yardımcısını seçer. Komitede seçilecek Başkan ve Başkan yardımcısı meclis üyesi de olabilir. Komite üyesi de olabilir. Meclis üyesi olarak seçilen 261 (Mart 2018 seçimleri itibari ile ) üye en yaşlı meclis üyesinin başkanlığında toplanır. (Seçimden 3 gün sonra) 1 YK Başkanı ve 10 YK üyesini, meclis başkanı ve başkanlık divanı üyelerini, mevzuat komisyonu başkanı ve üyelerini, disiplin kurulu başkanı ve üyelerini seçerler. Sadece disiplin kurulu üyeleri aktif meclis üyesi değildir. Geçmişte meclis üyeliği yapmış duayen kişilerden seçilir. İTO’YA BAŞKAN OLMAK VEYA KURULLLARINDA YER ALMAK İÇİN ÖNCELİKLE KENDİ MESLEK KOMİTESİNDEN MECLİS ÜYESİ SIFATI KAZANMAK LAZIMDIR.
Hüseyin AKARÇEŞME
81.Doğal ve İşlenmiş Katı Yakıt Meslek Komitesi Meclis Üyesi