

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Savunma Anlaşması, Ortadoğu’daki güvenlik dengeleri açısından yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendiriliyor. Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca, anlaşmanın bölgesel güvenlik mimarisine, Türkiye’nin NATO içindeki konumuna, İran-İsrail-Suudi Arabistan güç dengesine ve Türk savunma sanayiine olası etkilerini değerlendirdi.
Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca, Mekke Savunma Anlaşması’nı bölge açısından “gecikmiş bir girişim” olarak nitelendirdi. Anlaşmanın yeni bir bölgesel güvenlik mimarisinin oluşturulması açısından yüksek bir potansiyele sahip olduğunu belirten Ağca, ortak hava savunması, istihbarat paylaşımı, savunma sanayii projeleri ve düzenli tatbikatların hayata geçirilmesi halinde yapının gerçek bir kolektif savunma mekanizmasına dönüşebileceğini ifade etti.
Ağca ayrıca, başta Mısır olmak üzere yeni ülkelerin anlaşmaya dahil olmasının bu dönüşümü hızlandırabileceğine dikkat çekti. Anlaşmanın önemli sonuçlarından birinin ise Basra Körfezi ve bölge güvenliğinin yalnızca ABD’nin güvenlik garantilerine bağımlı olmaktan çıkarılması olabileceğini söyledi.
Mekke Savunma Anlaşması’nın Türkiye açısından stratejik önemine değinen Ağca, anlaşmanın Türkiye’nin Batı ittifakı içerisindeki konumunu korurken bölgeden kaynaklanan güvenlik risklerine karşı ilave bir savunma sistemi oluşturma amacı taşıdığını belirtti.
Türkiye’nin yalnızca kendi güvenliğini sağlamaya çalışan bir bölgesel güç olmadığını ifade eden Ağca, Ankara’nın Pakistan başta olmak üzere bölge ülkeleriyle Doğu Akdeniz’den Güney Asya’ya uzanan geniş bir coğrafyada daha etkin ve güvenilir bir savunma mekanizması oluşturmaya çalıştığını kaydetti.
Pakistan’ın nükleer kapasitesi ve büyük ordusunun ittifakın caydırıcılığını artıracağını belirten Ağca, Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan ile savunma alanındaki yakınlaşmasının Türkiye’nin bölgede barış ve güvenliğin sağlanmasında daha etkin bir aktör olmasına katkı sunacağını söyledi.
Türkiye’nin NATO üyeliği ile bölgesel savunma arayışlarının birbirleriyle çelişmediğini vurgulayan Ağca, Mekke Anlaşması’nın Türkiye’nin NATO’dan uzaklaşması anlamına gelmediğini ifade etti.
Türkiye’nin son yıllarda NATO üyesi olmayan bölgesel aktörlerle savunma ve güvenlik ağlarını geliştirmeye yöneldiğini belirten Ağca, Mekke Anlaşması’nın bu politikanın kurumsal bir yapıya dönüşmesi açısından değerlendirilebileceğini söyledi. Ağca, anlaşmanın NATO’ya alternatif olmaktan ziyade NATO’yu tamamlayan ve bölgesel ölçekte güvenlik kapasitesini güçlendiren bir yapı olarak ele alınmasının daha doğru olacağını kaydetti.
Anlaşmanın İran-İsrail-Suudi Arabistan arasındaki güç dengelerine de etkileri olabileceğini belirten Ağca, Türkiye’nin Körfez güvenliğinde daha fazla rol üstlenmesinin İran’ın Irak, Suriye ve Körfez hattındaki stratejik manevra alanını daraltabileceğini ifade etti.
ABD’nin bölgedeki güvenlik rolünün göreli olarak azalması halinde oluşabilecek güvenlik boşluğunun Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan iş birliğiyle doldurulabileceğini belirten Ağca, bu durumun İran’ın Körfez ülkelerine yönelik olası saldırılarına karşı caydırıcılık sağlayabileceğini söyledi.
Ağca’ya göre Türkiye’nin askeri kapasitesi ve savunma sanayii, Pakistan’ın nükleer caydırıcılığı ve Suudi Arabistan’ın finansal kapasitesinin aynı güvenlik mekanizmasında buluşması, İsrail’in güvenlik konsepti ve askeri stratejisinde de yeniden değerlendirmeleri gündeme getirebilir.
Suudi Arabistan’ın uzun yıllardır ABD’nin güvenlik şemsiyesi altında hareket ettiğine dikkat çeken Ağca, yaşanan gelişmelerin Riyad’ın güvenlik politikasında daha çok yönlü bir yaklaşım arayışını güçlendirdiğini belirtti.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki iş birliğiyle Doğu Akdeniz’den Hint Okyanusu’na uzanan eksende kolektif caydırıcılığın hedeflendiğini ifade eden Ağca, üç ülkenin farklı alanlardaki kapasitelerinin birbirini tamamlayabilecek nitelikte olduğunu söyledi.
Mekke Savunma Anlaşması’nın Türkiye savunma sanayii açısından ekonomik ve teknolojik fırsatlar da yaratabileceğini belirten Ağca, Türkiye’nin yüksek teknolojiye dayalı ve sahada kendisini kanıtlayan savunma sanayii ürünlerinin ülkeyi dış politikada daha güvenilir bir aktör haline getirdiğini ifade etti.
KAAN ve KIZILELMA gibi milli muharip uçak projeleri, AKINCI ve BAYRAKTAR gibi silahlı insansız hava araçları, hava savunma ve füze sistemleri, elektronik harp sistemleri ile deniz platformlarındaki kapasitenin Türkiye’nin bölgesel savunma iş birliklerindeki rolünü güçlendirdiğini belirten Ağca, özellikle silahlı insansız hava araçlarının farklı çatışma sahalarındaki kullanımının Türkiye’nin askeri kapasitesine yönelik ilgiyi artırdığını söyledi.
Bu kapasitenin başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkelerini Türkiye ile ortak hareket etmeye, savunma ürünleri tedarik etmeye ve ortak üretim projeleri geliştirmeye teşvik edebileceğini belirten Ağca, anlaşmanın ekonomik ve teknolojik iş birliğine de katkı sağlayabileceğini kaydetti.
İran’ın anlaşmayı kuşatıcı bir Sünni güvenlik bloku olarak algılama ihtimaline de değinen Ağca, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın İran’la çatışmacı bir ilişki kurmak istemediğini vurguladı.
Bu nedenle anlaşmanın İran karşıtı NATO benzeri bir yapılanmaya dönüşmesinin beklenmediğini belirten Ağca, Türkiye’nin anlaşmanın belirli bir ülkeye karşı olmadığını vurguladığını ifade etti.
Ortadoğu’daki güvenlik düzeninin dönüşüm sürecinde olduğunu belirten Ağca, Suudi Arabistan’ın güvenliğini yalnızca ABD’ye dayandırmak yerine çok yönlü bir güvenlik stratejisi geliştirmeye yöneldiğini söyledi.
Bu kapsamda Suudi sermayesi ve pazarının, Türk savunma sanayii teknolojileri ve Pakistan’ın askeri kapasitesiyle birleşmesinin bölgesel güvenlik ittifakının geliştirilmesine önemli katkılar sağlayabileceğini belirten Ağca, Türkiye’nin öncülüğünde bölgesel bir savunma üretim ağının oluşabileceğini ifade etti.
Ağca ayrıca, ittifak kapsamında Suudi Arabistan kaynaklı finansal fonların Pakistan’daki ekonomik sorunların çözümüne katkı sağlayabileceğini değerlendirdi.
Anlaşmanın geleceğinin kurumsallaşma kapasitesine bağlı olduğunu vurgulayan Ağca, özellikle Mısır’ın ittifaka dahil olması halinde yapının bölgesel ve küresel ölçekte çok daha güçlü bir stratejik merkez haline gelebileceğini belirtti.
Ağca, Mekke Savunma Anlaşması’nın başarılı biçimde kurumsallaşması ve Mısır’ın da ittifaka katılması durumunda, oluşacak yapının İslam dünyasının en önemli stratejik güç merkezlerinden biri olabileceğini ifade etti.
GÜNDEM
15 gün önceFUAR-ETKİNLİK-TURİZM
17 gün önceFUAR-ETKİNLİK-TURİZM
17 gün önceYAZARLARIMIZIN KALEMİNDEN
19 gün önceEKONOMİ
28 gün önceYAZARLARIMIZIN KALEMİNDEN
30 gün önceEKONOMİ
13 Ağustos 2026
1
Müslümanlar, İsrail Zulmüne Dur Demek İçin KUDÜS’TE BULUŞMAK ÜZERE ahitleşiyor… www.kudustebulusmakuzere.com
30104 kez okundu
2
YASED-TÜBİTAK İŞ BİRLİĞİ, GİRİŞİMLERDE TEKNOLOJİNİN AĞIRLIĞINI ARTIRACAK
20487 kez okundu
3
INTERNATIONAL EXAM CENTRE “IEC ESOL” SINAVLARINDA 17 Türkiye Birinciliği mavigün koleji’nde
17381 kez okundu
4
100 bin fidan kardeş ülke için yola çıktı
17037 kez okundu
5
LONCA İş Ağı Çay Sohbetleri, ÖNSİAD ve KOBİDES işbirliği ile ÖNSİAD Genel Merkezinde başladı…
14440 kez okundu
Reklam, röportaj, haber, iş birliği ve görünürlük talepleriniz için bize ulaşın.