Şekib Avdagiç’ten Ekonomide YENİ Dönem Çağrısı: “ENFLASYONU Düşürürken Üretimi KAYBEDEMEYİZ”
İTO Başkanı Şekib Avdagiç, küresel ekonomide enerji, ticaret ve finans dengelerinin yeniden şekillendiğine dikkat çekerek Türkiye ekonomisi için kritik bir yol haritası ortaya koydu. Yüksek faiz ve artan girdi maliyetlerinin üretici, ihracatçı ve KOBİ’ler üzerindeki baskısına işaret eden Avdagiç, yeni OVP’de “hedefli bir üretim koruma politikası” oluşturulmasını istedi. Avdagiç’e göre Türkiye, enflasyonla mücadeleyi sürdürürken üretim kapasitesini, ihracat gücünü ve yatırımlarını da korumak zorunda.
İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, Ağustos 2026 Meclis Toplantısı’nda yaptığı kapsamlı konuşmada dünya ve Türkiye ekonomisindeki gelişmelerden enerji piyasalarına, ihracatın rekabet gücünden KOBİ’lerin finansmana erişimine, yeni sanayi politikasından teknolojik dönüşüme kadar birçok konuda önemli mesajlar verdi.
Avdagiç’in değerlendirmelerinin merkezinde ise Türkiye ekonomisinin önündeki kritik denge yer aldı: Enflasyonla mücadele devam etmeli ancak dezenflasyon süreci Türkiye’nin üretim kapasitesinde kalıcı kayıplara yol açmamalı.
Türkiye’nin yeni küresel ekonomik düzene yalnızca uyum sağlayan değil, ortaya çıkan fırsatları değerlendiren aktif bir ekonomi politikasıyla hazırlanması gerektiğini belirten Avdagiç, üretim, ihracat ve teknoloji yatırımlarının artık makroekonomik istikrar kadar stratejik önem taşıdığına dikkat çekti.
“KRİZLER EKONOMİK SİSTEMİN KALICI BİR BİLEŞENİ HALİNE GELİYOR”
Küresel ekonominin 2026 yılının ikinci yarısına çok katmanlı bir belirsizlik ortamında girdiğini belirten Avdagiç, Ortadoğu’daki savaşın enerji piyasalarına etkileri, ABD’nin ticaret politikaları, küresel faiz düzeyi ve finans piyasalarındaki kırılganlıkların ekonomik sistemi aynı anda etkilediğini söyledi.
Avdagiç’e göre artık dünya ekonomisinde temel mesele yeni krizlerin ortaya çıkması değil; krizlerin ekonomik sistemin kalıcı bir bileşeni haline gelmesi.
Bu yeni yapı şirketleri de üretim, yatırım, finansman ve tedarik zincirleri konusunda daha dayanıklı modeller geliştirmeye zorluyor. Enerji fiyatlarından faizlere, ticaret politikalarından jeopolitik gelişmelere kadar birçok unsur şirketlerin rekabet gücünü doğrudan belirliyor.
ENERJİ FİYATLARI KÜRESEL “MALİYET ŞOKU”NA DÖNÜŞÜYOR
Avdagiç’in üzerinde özellikle durduğu başlıklardan biri enerji oldu. Hürmüz Boğazı çevresindeki jeopolitik risklerin petrol ve doğalgaz fiyatlarını yalnızca arz-talep dengesiyle açıklanamayacak bir yapıya taşıdığını belirten Avdagiç, enerji fiyatlarının artık jeopolitik risk primi üzerinden de şekillendiğine dikkat çekti.
Enerji maliyetlerindeki yükselişin üretim maliyetlerini ve enflasyon beklentilerini artırdığını, merkez bankalarının hareket alanını daralttığını ifade eden Avdagiç, enerji fiyatlarının üretimden lojistiğe, gıdadan hizmet sektörüne kadar ekonominin tamamına yayılan bir “maliyet şoku” oluşturduğunu söyledi.
Bu durum küresel dezenflasyon sürecini de zorlaştırıyor. Merkez bankaları talebi zayıflatarak enflasyonu düşürmeye çalışırken, jeopolitik kaynaklı arz şokları fiyat baskılarını yeniden yukarı taşıyabiliyor.
ABD Merkez Bankası’nın enflasyon riskleri ile büyük borç döngüsünün maliyeti arasında hassas bir denge kurmaya çalıştığını belirten Avdagiç, Avrupa Merkez Bankası’nın da enerji kaynaklı enflasyon ve zayıf büyüme arasında sıkıştığını ifade etti.
JAPONYA ÜZERİNDEN KÜRESEL FİNANS SİSTEMİ UYARISI
Avdagiç, Japon Yeninin değerinin 40 yılın en düşük seviyelerine gerilemesinin yalnızca Japonya açısından değil, küresel finansal istikrar bakımından da önemli olduğunu belirtti.
Japonya’nın yaklaşık 1,2 trilyon dolarlık varlıkla dünyanın en büyük ABD Hazine tahvili taşıyıcısı ülke konumunda olduğuna dikkat çeken Avdagiç, Japonya’nın Yen’i savunmak amacıyla rezervlerindeki ABD tahvillerini satmasının ABD tahvil faizleri üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturabileceğini söyledi.
Bu tabloya göre Japonya’daki finansal istikrar ile ABD piyasalarındaki dengeler birbirine giderek daha fazla bağlanıyor. Avdagiç, gelişmenin ABD’nin küresel finans sistemindeki ayrıcalıklı konumunun yanı sıra kırılganlıklarını da gösterdiğine dikkat çekti.
“EN UCUZ ÜRETİM”DEN “DAYANIKLI ÜRETİM”E
Küresel ticarette de önemli bir dönüşüm yaşandığını belirten Avdagiç, ABD’nin yeni tarifelerinin ticaret ortaklarıyla ilişkilerde belirsizliği artırdığını ve şirketleri tedarik zincirlerini yeniden yapılandırmaya zorladığını söyledi.
Dünya ekonomisinde uzun yıllar belirleyici olan “en ucuz üretim” modelinin yerini giderek “dayanıklı üretim” modeline bıraktığını vurgulayan Avdagiç, jeopolitik açıdan güvenli, lojistik olarak erişilebilir ve tüketici pazarlarına yakın üretim merkezlerinin önem kazandığını ifade etti.
Tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesi, kritik ara mallarda stoklama ve üretimin tüketici pazarlarına yaklaştırılması maliyetleri artırsa da bu dönüşüm Türkiye açısından önemli fırsatlar barındırıyor.
Türkiye’nin Avrupa’ya yakın güçlü üretim kapasitesine sahip olması, yeni küresel düzende önemli bir avantaj olarak öne çıkıyor. Avdagiç’e göre Avrupa’nın savunma ve enerji güvenliğini yeniden yapılandırdığı, şirketlerin tedarik zincirlerini çeşitlendirdiği bu dönemde Türkiye üretim altyapısını büyüterek ortaya çıkacak jeoekonomik fırsatı değerlendirmeli.
YAPAY ZEKÂ VE İLERİ TEKNOLOJİ YENİ BÜYÜME ALANI
Küresel ekonomideki risklerin yanında yeni fırsat alanlarının da oluştuğunu belirten Avdagiç; yapay zekâ, veri merkezleri, yarı iletkenler ve ileri teknoloji yatırımlarının küresel yatırım döngüsünün yeni merkezleri haline geldiğine dikkat çekti.
Geleneksel üretim sektörlerinde büyümenin zayıfladığı bir ortamda teknoloji yatırımlarının yeni büyüme alanları oluşturduğunu ifade eden Avdagiç, küresel ekonominin daha düşük potansiyel büyüme, daha yüksek jeopolitik risk ve daha sık finansal müdahale gerektiren bir yapıya doğru ilerlediğini söyledi.
PETROLDE HER 1 DOLARLIK ARTIŞ TÜRKİYE’YE 400 MİLYON DOLAR EK MALİYET
Küresel enerji fiyatlarının Türkiye ekonomisi üzerindeki etkisini rakamlarla ortaya koyan Avdagiç, petrol fiyatlarındaki her 1 dolarlık artışın Türkiye’ye yıllık yaklaşık 400 milyon dolar ilave dış ticaret maliyeti oluşturduğunu söyledi.
Yılın başından itibaren petrol fiyatlarının ortalama 90 dolar/varil seviyesinde gerçekleştiğini belirten Avdagiç, yıl ortalamasının bu seviyede kalması halinde yalnızca ham petrol ve petrol ürünleri faturasındaki artışın yaklaşık 11 milyar dolara ulaşabileceğini ifade etti.
Bu nedenle küresel enerji şokunun Türkiye açısından geçici bir dışsal risk olmaktan çıktığını belirten Avdagiç, enerji maliyetlerinin dezenflasyon programının başarısını doğrudan etkileyen yapısal bir değişken haline geldiğini vurguladı.
“DEZENFLASYONUN ÜRETİM KAPASİTESİ ÜZERİNDEKİ MALİYETİ ARTIYOR”
Avdagiç’in Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmelerinin en dikkat çekici bölümünü sıkı para politikasının üretim üzerindeki etkileri oluşturdu.
Türkiye’de uygulanan sıkı para politikasının enflasyonun düşürülmesi açısından önemli bir dengeleme sağladığını belirten Avdagiç, buna karşılık üretim tarafındaki maliyetlerin giderek daha görünür hale geldiğini söyledi.
Yüksek faizlerin işletme sermayesi maliyetlerini artırdığına, özellikle KOBİ’lerin finansmana erişimde sıkıntı yaşamaya devam ettiğine dikkat çeken Avdagiç, enerji ve diğer girdi maliyetlerinin de eklenmesiyle Türkiye’nin fiyat rekabetçiliğinin olumsuz etkilendiğini kaydetti.
Avdagiç’e göre gelinen noktada temel sorun dezenflasyonun kendisi değil, dezenflasyonun üretim kapasitesi üzerindeki maliyetinin giderek artması.
TEKSTİL, HAZIR GİYİM, MOBİLYA, METAL VE MAKİNE İÇİN KRİTİK UYARI
Türkiye’nin üretim tabanının korunması gerektiğini vurgulayan Avdagiç, özellikle emek yoğun sektörlere dikkat çekti.
Tekstil, hazır giyim, mobilya, metal ve makine gibi sektörlerde yüksek finansman maliyetleri ile ücret ve enerji maliyetlerinin birleşmesinin şirketleri fiyat rekabetinde zorladığını belirten Avdagiç, bu sektörlerde kapasite kaybına izin verilmemesi gerektiğini söyledi.
İhracatın sürdürülebilirliğinin yalnızca dış talebe bağlı olmadığını ifade eden Avdagiç, Türkiye’deki üretim kapasitesinin, maliyet yapısının ve finansman koşullarının da ihracat performansını doğrudan belirlediğini vurguladı.
YENİ OVP’YE “HEDEFLİ ÜRETİM KORUMA POLİTİKASI” ÖNERİSİ
Avdagiç, güncellenecek Orta Vadeli Program’a ilişkin de önemli bir öneri ortaya koydu. Dezenflasyon programına zarar vermeyecek şekilde para politikasının yanında “hedefli bir üretim koruma politikası” geliştirilmesini isteyen Avdagiç, bunun genel bir kredi genişlemesi veya yeniden enflasyon yaratacak talep teşviki anlamına gelmediğinin altını çizdi.
Amaç, üretim kapasitesini, ihracatı ve yatırımları koruyacak seçici finansman mekanizmalarının oluşturulması olmalı.
Avdagiç bu kapsamda beş temel öneri sıraladı:
1- Üretici ve ihracatçıya uzun vadeli finansman: İhracatçı ve üretici firmalar için uzun vadeli, sürdürülebilir ve öngörülebilir finansman kanalları güçlendirilmeli. Eximbank ve benzeri mekanizmalar yalnızca mevcut ihracatçıları değil, ihracat potansiyeli taşıyan üreticileri de kapsamalı.
2- Yatırım kredileri ayrıştırılmalı: Yatırım kredileri ile işletme sermayesi kredileri birbirinden ayrılmalı. Teknoloji yatırımı yapan, ihracat kapasitesi oluşturan ve ithal girdiyi azaltan yatırımlar için daha uzun vadeli ve düşük maliyetli finansman sağlanmalı.
3- Kur-enflasyon makası dengelenmeli: Baskılanan kurun ihracatçının maliyet artışını karşılayacak mekanizmalarla dengelenmesi, döviz dönüşüm desteğinin sembolik olmaktan çıkarılması ve enflasyon-kur farkının ihracatçı üzerindeki baskısının azaltılması gerekiyor.
4- Üreten ve istihdam sağlayan firmalar korunmalı: Vergi ve sosyal güvenlik yüklerinde özellikle yüksek istihdam sağlayan ve ihracat yapan sektörlere yönelik seçici düzenlemeler gündeme alınmalı.
5- İthalata sanayi politikası perspektifiyle yaklaşılmalı: Türkiye’nin üretmediği kritik girdilerde maliyetleri düşürecek gümrük rejimleri uygulanırken, yerli üretim kapasitesinin bulunduğu alanlarda haksız rekabet önlenmeli.
Avdagiç, Türkiye’nin ihtiyacının genel bir teşvik ekonomisine dönüş olmadığını vurgulayarak ihtiyaç duyulan yaklaşımı; üretim kapasitesini koruyan, ihracatı destekleyen ve teknolojik dönüşümü hızlandıran yeni ve yenilikçi bir sanayi politikası olarak tanımladı.
TÜRKİYE ENERJİDE TRANSİT ÜLKENİN ÖTESİNE GEÇMELİ
Avdagiç, enerji alanındaki küresel dönüşümün Türkiye açısından önemli fırsatlar yarattığına da dikkat çekti.
Avrupa’nın enerji güvenliği açısından alternatif güzergâhlar, depolama kapasitesi ve bölgesel enerji merkezlerinin giderek daha önemli hale geldiğini belirten Avdagiç, Türkiye’nin yalnızca enerjinin üzerinden geçtiği bir transit ülke olmakla yetinmemesi gerektiğini söyledi.
Türkiye’nin enerji ticaretinin fiyatlama, depolama, finansman ve dağıtım süreçlerinde daha etkin bir merkez haline gelmesi gerektiğini ifade eden Avdagiç, bu hedef doğrultusunda daha hızlı hareket edilmesi gerektiğini vurguladı.
“ENFLASYONU DÜŞÜRMEK İLE ÜRETİMİ KORUMAK ARASINDA SEÇİM YAPAMAYIZ”
Avdagiç’in ekonomi mesajlarının merkezinde, dezenflasyon ile üretimin korunması arasındaki denge yer aldı.
Kısa vadede dezenflasyonun korunması gerektiğini belirten Avdagiç, orta ve uzun vadede üretim kapasitesi ile ihracat rekabetçiliğinin kaybedilmesine izin verilemeyeceğini söyledi.
Türkiye’nin yeni ekonomi politikasının “enflasyonu düşürmek” ile “üretimi korumak” arasında bir tercihe sıkışamayacağını ifade eden Avdagiç, iki hedefi aynı anda gerçekleştirecek seçici, hedefli ve etkili araçların geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.
Türkiye’nin bunu başarabilecek güç ve birikime sahip olduğunu belirten Avdagiç, üretim kapasitesinin korunması, teknoloji yatırımlarının hızlandırılması, ihracat finansmanının güçlendirilmesi ve Avrupa tedarik zincirleriyle entegrasyonun derinleştirilmesinin artık makroekonomik istikrar kadar stratejik önem taşıdığını söyledi.
“ÜRETİM ÇARKLARININ SEDASINI İŞİTECEĞİZ”
Konuşmasında “Terörsüz Türkiye” sürecine de değinen Avdagiç, TBMM’de yasalaşan düzenlemeyi iş dünyası açısından önemli bir gelişme olarak değerlendirdi.
Terörün 40 yılı aşkın süredir Türkiye’nin geleceği ve ekonomik gelişmesi üzerinde önemli bir yük oluşturduğunu belirten Avdagiç, sürecin milli birliği güçlendireceğine ve ekonomik gelişmeye olumlu katkıda bulunacağına inandıklarını söyledi.
Avdagiç, yeni döneme ilişkin beklentisini, “Bundan sonra ülkemizde silah ve bomba seslerini değil üretim çarklarının sedasını işiteceğimize inancımız tamdır” sözleriyle dile getirdi.
DEPREM VE ORMAN YANGINLARI İÇİN TEDBİR ÇAĞRISI
Avdagiç, konuşmasında iklim değişikliği, orman yangınları ve deprem konularına da değindi. Türkiye’de özellikle Ege ve Akdeniz’de yaşanan yangınlarda küresel ısınmanın yanı sıra insan faktörünün de etkili olduğuna dikkat çekti.
Türkiye’nin yangınla mücadele kapasitesinde önemli ilerleme sağlandığını belirten Avdagiç, Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre 28 uçak, 119 helikopter ve 14 İHA olmak üzere toplam 161 hava aracının yanı sıra binlerce kara aracının görev yaptığını aktardı.
17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 27. yıldönümünü de hatırlatan Avdagiç, resmî rakamlara göre 17 bin 480 kişinin hayatını kaybettiği büyük felaketten gerekli derslerin çıkarılması gerektiğini belirterek “Deprem değil tedbirsizlik öldürür” mesajını verdi.
MALAZGİRT’TEN 30 AĞUSTOS’A TARİH VE BİRLİK MESAJI
Ağustos ayının tarihî önemine de değinen Avdagiç, Malazgirt Zaferi’nin 955. yıldönümünü kutlayarak zaferi Türk tarihinin yeni bir eşiği olarak değerlendirdi.
30 Ağustos Başkumandanlık Meydan Muharebesi’nin 104. yıldönümünü de kutlayan Avdagiç; Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Fevzi Çakmak Paşa, Fahrettin Altay Paşa, diğer komutanlar ve kahraman askerleri minnetle andı.
Avdagiç, 30 Ağustos’un gelecek nesillere verdiği mesajı ise “İstiklalimiz istikbalimizdir, Anadolu ebedi Türk ilidir” sözleriyle ifade etti.
İSTANBUL TİCARET ÜNİVERSİTESİ’NDE VERİ BİLİMİ DÖNEMİ
Konuşmasının son bölümünde eğitime de değinen Avdagiç, 2026 YKS’ye geçen yıla göre yaklaşık 500 bin daha az adayın katıldığını ve üniversiteler açısından daha yoğun bir rekabet ortamının oluştuğunu belirtti.
İstanbul Ticaret Üniversitesi’nin hedefinin yüzde 85 doluluk seviyesini koruyarak bunun üzerine çıkmak olduğunu söyleyen Avdagiç, üniversitenin dijital dönüşüm alanında önemli bir adım attığını açıkladı.
İş dünyasında veri odaklı karar alma süreçlerinin giderek önem kazandığına dikkat çeken Avdagiç, İstanbul Ticaret Üniversitesi’nin Veri Bilimi ve Analitiği Bölümü’ne 2026-2027 Akademik Yılı’nda ilk kez öğrenci kabul edeceğini söyledi.
SONUÇ: TÜRKİYE KÜRESEL DÖNÜŞÜMÜ FIRSATA ÇEVİRMELİ
Şekib Avdagiç’in Ağustos Meclisi’nde ortaya koyduğu ekonomik perspektifin merkezinde dört temel kavram bulunuyor: dezenflasyon, üretim, ihracat ve teknolojik dönüşüm.
Dünya ekonomisinin enerji, ticaret ve finans alanlarında daha parçalı ve müdahaleci bir yapıya dönüştüğü; tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği ve teknolojik yatırımların küresel rekabetin merkezine yerleştiği bir dönemde Türkiye’nin yalnızca küresel koşullara uyum sağlamakla yetinmemesi gerekiyor.
Avdagiç’in mesajına göre Türkiye, Avrupa’ya yakın üretim kapasitesini, gelişmiş sanayi altyapısını, stratejik enerji konumunu ve teknolojik dönüşüm potansiyelini ekonomik avantaja çevirmeli. Bunun için üreticinin finansmana erişimi güçlendirilmeli, ihracatçının rekabet gücü korunmalı, teknoloji yatırımları hızlandırılmalı ve üretim kapasitesinde kalıcı kayıpların önüne geçilmeli.
Türkiye’nin önündeki temel denklem ise net: Enflasyonu düşürürken üretimi kaybetmemek.
Enflasyonla mücadele devam ederken sanayi, ihracat ve yatırımların korunması; Türkiye’nin küresel ekonomide yaşanan dönüşümün yalnızca izleyicisi değil, kazanan ülkelerinden biri olması açısından belirleyici olacak. Avdagiç’in ifadesiyle Türkiye, enflasyonu düşürmek ile üretimi korumak arasında tercih yapmak zorunda değil; iki hedefi aynı anda gerçekleştirebilecek güce ve birikime sahip.