Kimya Sektöründe Yeni Dönem: İhracat, Teknoloji ve Sürdürülebilirlik Öne Çıkıyor
Türkiye’nin en fazla ihracat yapan ikinci sektörü olan kimya sanayisi, 2026’nın ilk beş ayında 13,8 milyar doları aşan ihracata ulaştı. Sektör temsilcileri, küresel dönüşüm sürecinde teknoloji, sürdürülebilirlik ve uluslararası iş birliklerinin rekabet gücünü belirleyeceğine dikkat çekiyor.
Küresel kimya sektörü; değişen tedarik zincirleri, enerji maliyetleri, sürdürülebilirlik odaklı üretim modelleri ve bölgesel üretim arayışlarının etkisiyle önemli bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Yaklaşık 6 trilyon dolarlık büyüklüğe sahip sektör, otomotivden savunma sanayiine, tekstilden tarıma, enerjiden sağlık teknolojilerine kadar birçok stratejik alanın temel girdilerini sağlıyor.
Türkiye’de ise kimya sanayisi, ihracat performansıyla ekonominin stratejik sektörleri arasındaki yerini güçlendirmeyi sürdürüyor.
İlk 5 ayda 13,8 milyar doları aşan ihracat
Türkiye’nin ikinci büyük ihracatçı sektörü konumundaki kimya sanayisi, 2026 yılının ilk beş ayında 13,8 milyar doları aşan ihracata ulaştı. Sektör, mayıs ayında gerçekleştirdiği yaklaşık 3 milyar dolarlık ihracatla da ekonomiye katkısını sürdürdü.
Kimya sektörünün birçok sanayi kolunun üretim gücünü doğrudan etkilediğini belirten Ahmet Güler, sektörün Türkiye’nin sanayi ve ihracat hedeflerinde stratejik bir rol üstlendiğini söyledi.
Güler, “Otomotivden savunma sanayiine, enerjiden sağlık teknolojilerine kadar geniş bir üretim ekosisteminin bel kemiğini oluşturan kimya sektörü, Türkiye'nin sanayi ve ihracat hedeflerinde stratejik bir konumda yer alıyor. Sektörün ortaya koyduğu ihracat performansı da bu gücün en somut göstergelerinden biri.” dedi.
Küresel dönüşüm rekabet koşullarını değiştiriyor
Küresel üretim zincirlerinde yaşanan değişimin kimya sektörünü de dönüştürdüğünü vurgulayan Güler, sektörün artık yalnızca üretim kapasitesiyle değil, teknoloji geliştirme, sürdürülebilirlik, tedarik güvenliği ve rekabetçilik alanlarında da değerlendirildiğini ifade etti.
Jeopolitik gelişmeler, enerji maliyetleri ve değişen tedarik zincirlerinin üretim ve ticaret dinamiklerini yeniden şekillendirdiğini belirten Güler, Türkiye’nin üretim kabiliyeti, stratejik konumu ve güçlü ihracat altyapısıyla önemli avantajlara sahip olduğunu kaydetti.
Teknoloji ve iş birlikleri kritik önem taşıyor
Türkiye’nin küresel kimya sektöründe daha güçlü bir konuma ulaşabileceğini belirten Güler, bu potansiyelin hayata geçirilmesi için teknoloji yatırımları, sürdürülebilir üretim modelleri ve uluslararası iş birliklerinin önemine dikkat çekti.
Sektörde yaşanan dönüşümün üreticiler, teknoloji sağlayıcılar ve tedarikçiler arasındaki iş birliklerini daha değerli hale getirdiğini ifade eden Güler, sektör temsilcilerinin bir araya gelerek yeni teknolojileri değerlendirmesinin ve sürdürülebilir üretim modellerini tartışmasının büyük önem taşıdığını söyledi.
Turkchem Eurasia sektörün buluşma noktası olacak
Güler, Turkchem Eurasia’nın sektörün farklı alanlarında faaliyet gösteren üretici, tedarikçi ve teknoloji sağlayıcılarını bir araya getirerek yeni iş birliklerinin geliştirilmesine katkı sunacağını belirtti.
Rekabetin anahtarı: Ar-Ge ve yeşil dönüşüm
Kimya sektöründe küresel rekabetin yeni bir döneme girdiğini vurgulayan Güler, ülkelerin artık yalnızca üretim kapasitesiyle değil, sürdürülebilirlik, yenilikçilik ve güvenilir tedarikçi olma özellikleriyle de değerlendirildiğini ifade etti.
Güler, kimya sanayiinin geleceğinde Ar-Ge, dijitalleşme, yeşil dönüşüm ve uluslararası iş birliklerinin belirleyici olacağını belirterek, Türkiye’nin üretim gücünü yüksek katma değerli ürünlerle desteklemesinin küresel pazardaki konumunu daha da güçlendireceğini kaydetti.