HESİAD’dan Enerji Depolama Çağrısı: “Türkiye, Pompaj Depolamalı HES’lerde Acil Aksiyon Almalı”

HESİAD tarafından hazırlanan “Pompaj Depolamalı Hidroelektrik Santraller Teknik Raporu”, Türkiye’nin artan yenilenebilir enerji kapasitesini güvenli şekilde sisteme entegre edebilmesi için pompaj depolamalı HES yatırımlarında bugünden harekete geçilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Rapora göre yeterli depolama kapasitesi oluşturulmazsa 2040 yılında güneş ve rüzgâr üretiminin yüzde 26,5’i sistem tarafından doğrudan kullanılamayabilir.

Enerji depolama, yenilenebilir enerji kapasitesindeki hızlı artışla birlikte dünya genelinde enerji politikalarının en kritik başlıklarından biri haline geliyor. Türkiye’de de özellikle güneş ve rüzgâr enerjisindeki büyüme, üretilen elektriğin ihtiyaç duyulan zamana taşınmasını ve elektrik sisteminin değişken üretime uyum sağlayabilmesini zorunlu kılıyor.

Hidroelektrik Santralleri Sanayi ve İş İnsanları Derneği (HESİAD) tarafından hazırlatılan ve Ağustos 2026 itibarıyla tamamlanan “Pompaj Depolamalı Hidroelektrik Santraller Teknik Raporu” kamuoyunun erişimine açıldı. 25 yılı aşkın süre TEİAŞ’ta üst düzey görevlerde bulunan Elektrik Elektronik Yüksek Mühendisi Nurhan Ozan tarafından hazırlanan rapor, pompaj depolamalı hidroelektrik santrallerin (PHES) teknik ve ekonomik boyutlarını ele alıyor.

ARTAN YENİLENEBİLİR ENERJİ, SİSTEM ESNEKLİĞİNİ ZORUNLU KILIYOR

Türkiye’nin yenilenebilir enerji kapasitesi büyürken, elektrik sisteminin yalnızca üretim kapasitesini artırması yeterli olmuyor. Özellikle güneş ve rüzgâr enerjisindeki artış, gündüz saatlerinde üretim fazlası, akşam saatlerinde ise hızlı net yük artışı gibi yeni sistem ihtiyaçlarını beraberinde getiriyor.

Türkiye Ulusal Enerji Planı’na göre 2035 yılına kadar rüzgâr ve güneş enerjisi kurulu gücünün toplam 120 bin megavata çıkarılması hedefleniyor. HESİAD raporu, bu hedeflere ulaşabilmek için enerji depolama ve sistem esnekliğinin enerji dönüşümünün temel unsurlarından biri olması gerektiğine işaret ediyor.

DEPOLAMA OLMAZSA YENİLENEBİLİR ENERJİNİN DÖRTTE BİRİNDEN FAZLASI KULLANILAMAYABİLİR

Raporda yer alan projeksiyonlara göre herhangi bir batarya veya pompaj depolamalı HES kapasitesinin bulunmaması halinde, toplam güneş ve rüzgâr üretiminin 2030’da yüzde 7,8’i, 2035’te yüzde 16,2’si ve 2040’ta yüzde 26,5’i sistem tarafından doğrudan kullanılamayabilir.

2040 yılı için söz konusu enerji kaybının yaklaşık 57,38 TWh seviyesine ulaşabileceği hesaplanıyor.

Bu projeksiyonlar, enerji depolamanın yenilenebilir enerji yatırımlarını tamamlayan ikincil bir unsur olmaktan çıkarak enerji dönüşümünün temel altyapılarından biri haline geldiğini ortaya koyuyor.

“BATARYA VE PHES BİRBİRİNİN ALTERNATİFİ DEĞİL”

HESİAD Başkanı Elvan Tuğsuz Güven, batarya depolama sistemleri ile pompaj depolamalı HES’lerin birbirinin alternatifi olmadığını, farklı sistem ihtiyaçlarını karşılayan tamamlayıcı teknolojiler olduğunu belirtiyor.

Bataryalar hızlı tepki, frekans kontrolü, kısa süreli rampalama ve 1-4 saatlik enerji kaydırma ihtiyaçlarında öne çıkarken, PHES’lerin özellikle 8-12 saat ve üzerindeki uzun süreli depolama ihtiyaçlarında önemli bir rol üstlenmesi bekleniyor.

Raporda Türkiye için bütünleşik bir depolama portföyü öneriliyor. Buna göre 2030 yılında 15 bin MW bir saatlik batarya kapasitesinin yanı sıra 4 bin MW sekiz saatlik PHES kapasitesine ihtiyaç duyulabileceği belirtiliyor. PHES ihtiyacının 2035’te 10 bin 400 MW, 2040’ta ise 16 bin MW seviyesine ulaşabileceği öngörülüyor.

PHES YALNIZCA ENERJİ DEPOLAMIYOR, ŞEBEKEYİ DE DESTEKLİYOR

Pompaj depolamalı HES’lerin işlevi, fazla elektriği daha sonra kullanmak üzere depolamakla sınırlı değil.

Bu tesisler; akşam puantının karşılanması, yenilenebilir enerji kesintilerinin azaltılması, frekans kontrolü, rezerv sağlanması, hızlı rampalama, gerilim desteği, sistem ataleti, black-start kabiliyeti ve iletim sistemi kararlılığı gibi çok sayıda sistem hizmeti sağlayabiliyor.

HESİAD Başkanı Elvan Tuğsuz Güven, PHES’lerin klasik bir elektrik üretim tesisi olarak değil, yenilenebilir enerji kapasitesinin güvenli şekilde sisteme entegre edilmesini sağlayan stratejik bir enerji altyapısı olarak ele alınması gerektiğini vurguluyor.

Türkiye hidroelektrik sektörünün 32 GW’ı aşan kurulu gücüyle Avrupa’da ikinci, dünyada ise dokuzuncu sırada bulunduğuna dikkat çeken Güven, Türkiye’nin enerji arz güvenliğini güçlendirmek adına PHES yatırımlarını da enerji portföyüne katması gerektiğini ifade ediyor.

YATIRIM MODELİ OLUŞTURULMADAN PROJELERİN HAYATA GEÇMESİ GÜÇ

Raporda PHES yatırımlarının yalnızca elektrik fiyatlarının düşük olduğu saatlerde enerji alıp yüksek olduğu saatlerde satılmasına dayalı piyasa arbitrajıyla finanse edilmesinin güç olduğuna dikkat çekiliyor.

Yatırımların ekonomik olarak uygulanabilir hale gelmesi için PHES’lerin sisteme sağladığı depolama, esneklik, kapasite ve yan hizmet değerlerinin gelir mekanizmalarına yansıtılması gerektiği belirtiliyor.

Raporda ayrıca pompalama sırasında tüketici, üretim sırasında ise üretici olarak iki yönlü sistem kullanım bedeline tabi olunmasının proje ekonomisi üzerindeki olumsuz etkisine dikkat çekiliyor.

Bu kapsamda depolama amacıyla kullanılan elektriğe özel tarife mekanizması oluşturulması, sistem kullanım bedellerinin yeniden düzenlenmesi, yan hizmet gelirleri ile uzun dönemli kapasite veya sistem hizmeti sözleşmelerinin birlikte değerlendirilmesi öneriliyor.

“TÜRKİYE BUGÜN HAREKETE GEÇMELİ!”

Türkiye’de bugün itibarıyla işletmede pompaj depolamalı bir hidroelektrik santral bulunmuyor. Buna karşılık raporun projeksiyonları, uzun süreli depolama ihtiyacının önümüzdeki yıllarda hızla artacağını ortaya koyuyor.

HESİAD Başkanı Elvan Tuğsuz Güven, PHES projelerinde ön fizibiliteden ticari işletmeye geçiş süresinin ortalamada 8-10 yılı bulabildiğine dikkat çekerek Türkiye’nin zaman kaybetmeden harekete geçmesi gerektiğini belirtiyor.

Bu kapsamda uygun sahaların belirlenmesi, fizibilite çalışmalarının başlatılması, şebeke bağlantı noktalarının planlanması ve yatırımcı açısından öngörülebilir bir gelir ve destek modelinin oluşturulması önem taşıyor.

HESİAD’a göre pompaj depolamalı HES’lerin gündeme alınması yalnızca hidroelektrik sektörü açısından değil; Türkiye’nin enerji arz güvenliği, şebeke esnekliği ve yenilenebilir enerji dönüşümünün sürdürülebilirliği açısından da stratejik önem taşıyor.