Emrullah YEDİKARDEŞ: “Geleceğin konut standardını oluşturmak için, yaşam ekosistemleri kurma zamanı”
"Gayrimenkul ve inşaat sektörü, Türkiye ekonomisinin lokomotifi olmaya devam ederken, alanda atılan her adım sadece bir yapı değil, aynı zamanda bir yaşam tarzı inşa ediyor. İşte tam da bu noktada, projelerinde 'Evler otel değil, yaşam alanlarıdır' felsefesini merkeze koyan KARMAR İnşaat, sektörde kendine özgü, konfor odaklı bir kimlik oluşturdu.”
Basın Ekspres Yolu üzerinde yükselen KARMAR Sakura gibi aile konseptli projeleriyle dikkat çeken şirketin vizyonunu ve sektörün güncel durumunu, KARMAR İcra Kurulu Başkanı Sayın Emrullah Yedikardeş ile masaya yatırdık. Sayın Yedikardeş, sadece metrekareleri değil, ses izolasyonundan sosyal tesislere, sürdürülebilir yaşam kalitesini nasıl attırdıklarını ve Türk inşaat sektörünün geleceğine dair öngörülerini LONCA Business Network okuyucuları için paylaştı."
- KARMAR'ın İcra Kurulu Başkanı olarak, şirketin kuruluşundan bugüne geçirdiği dönüşümde sizin en büyük kişisel katkınızın ve liderlik felsefenizin ne olduğunu düşünüyorsunuz?
KARMAR’ın kuruluşundan bugüne uzanan yolculuğunda en önemli katkımın, şirketi yalnızca proje üreten bir yapıdan çıkarıp yaşam kalitesi üreten bir marka haline getirmek olduğunu düşünüyorum. İnşaat sektöründe metrekare üretmek kolaydır; asıl mesele insanların içinde mutlu yaşayacağı mekânlar tasarlayabilmektir.
Liderlik anlayışımda üç temel unsur var: güven, sürdürülebilirlik ve kullanıcı odaklı tasarım. Projelerimizi planlarken sadece bugünü değil, sonrasını da düşünmek zorundayız. Bu nedenle ekip arkadaşlarımla birlikte her projeyi “bir yapı” değil, bir yaşam ekosistemi olarak ele alıyoruz.
- Evler otel değil, yaşam alanlarıdır" mottosu sizin kariyerinizdeki hangi deneyimden besleniyor?
Gayrimenkul sektöründe uzun yıllar boyunca şunu çok net gözlemledim: Birçok proje pazarlama dilinde çok güçlü görünse de içinde yaşayan insanların gerçek ihtiyaçlarına cevap veremiyordu.
İnsanlar bir eve yatırım yaparken aslında sadece dört duvar satın almıyor; güvenli bir hayat, huzurlu bir aile ortamı ve kaliteli bir yaşam düzeni satın alıyorlar. “Evler otel değil, yaşam alanlarıdır” yaklaşımı tam da buradan doğdu.
Biz projelerimizi tasarlarken günlük hayatın gerçeklerini merkeze alıyoruz:
çocukların oynayabileceği alanlar, komşuluk ilişkilerini güçlendiren sosyal alanlar, güçlü ses ve ısı yalıtımı, ihtiyaca uygun metrekareler… Çünkü ev, insanların hayatlarının en büyük bölümünü geçirdiği yerdir.
- KARMAR projelerinde geniş metrekare ve aile konseptine odaklanmanızın ticari stratejisi nedir?
Aslında bu konuya açıklık getirmekte fayda var. Projelerimize odaklandığımız konu geniş metrekare ve aile konsepti değil. Günlük hayatın gerçeklerini merkeze alan, müşteri memnuniyeti yüksek projelere odaklıyız biz…
Türkiye’de özellikle büyük şehirlerde konut üretimi uzun yıllar boyunca daha küçük metrekarelere yöneldi. Ancak sahada yaptığımız gözlemler bize şunu gösterdi: Özellikle çocuklu aileler yaşam kalitesi yüksek, ferah ve fonksiyonel evler arıyor.
Biz de KARMAR olarak bu boşluğu gördük ve bu aileleri hedeflediğimizde örneğin KARMAR Sakura projemizi buna göre şekillendirdik.
Ancak daha önce vurguladığım gibi, günlük hayatın gerçeklerini merkeze alıyoruz, bu da mesela evden çalışan insanları ya da ev mi ofis mi alsam diye kafa karışıklığı olanlara esnek çözümler geliştirmemizi de gerektirebiliyor. KARMAR EKSPRES işte tam böyle bir ihtiyaçtan ortaya çıktı, aynı bölgede ofis ve yatırım değeri yüksek rezidanslar inşa edeceğiz
Asıl olan kullanıcı memnuniyeti, kullanıcı memnuniyeti de arttıkça marka güveni artıyor.
Biz de ticari yolculuğumuzda esas olarak, uzun vadeli marka değeri oluşturmayı tercih ediyoruz.
- Bir bölgenin yeni merkez olma potansiyelini nasıl analiz ediyorsunuz?
Bir bölgenin geleceğini analiz ederken üç temel başlığa bakıyoruz:
- Ulaşım altyapısı
- Ticari ve ofis gelişimi
- Nüfus hareketliliği
Basın Ekspres Yolu bu üç parametre açısından İstanbul’un en dikkat çekici akslarından biri. Havalimanı bağlantıları, metro yatırımları ve hızla artan ticari ofis projeleri bu bölgeyi İstanbul’un yeni iş ve yaşam merkezlerinden biri haline getiriyor.
Biz de KARMAR Sakura ve KARMAR Ekspres gibi projelerle bu dönüşümün erken aşamasında yer almayı hedefledik.
- Su tasarrufu ve yerden ısıtma gibi uygulamaların etkisi nedir?
Bizim için sürdürülebilirlik projelere sonradan eklenen bir özellik değil, tasarımın başlangıç noktasıdır… Sürdürülebilirliğin artık konut projelerinde bir tercih değil, zorunluluk haline geldiğine inanıyoruz. Enerji verimliliği yüksek sistemler hem çevreyi koruyor hem de kullanıcıların aylık giderlerini ciddi biçimde azaltıyor.
Yerden ısıtma sistemleri, iyi yalıtımla birleştiğinde enerji tüketimini düşürüyor. Aynı şekilde su tasarrufu sağlayan altyapılar da hem doğal kaynakların korunmasına hem de aile bütçesine katkı sağlıyor. Bilinçli alıcılar bu özellikleri öne sürerek konut tercihini yapıyor.
Biz bu uygulamaları geleceğin konut standardı olarak görüyoruz. Kaldı ki Türkiye’de mevzuat tarafında da sürdürülebilir yapılaşmayı hızlandıran önemli adımlar atılıyor. Özellikle TS 825 Isı Yalıtım Standardı’nın güncellenmesi, Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği’ndeki değişiklikler ve 2.000 m² üzerindeki yeni binalarda neredeyse sıfır enerji bina yaklaşımının yaygınlaşması sektörün bu yönde dönüşmesini hızlandırıyor.
Bunun yanında yağmur suyu hasadı ve gri su sistemleri gibi uygulamaların büyük ölçekli yapılarda zorunlu hale gelmesi de su verimliliğini yapı tasarımının bir parçası haline getiriyor.
Ama biz herhangi bir zorunluluk olmadan, çocuklarımıza sürdürülebilir bir dünya bırakmanın vizyonuyla her projemizde bu tür ayrıntılara önem veriyoruz. KARMAR olarak projelerimizi tasarlarken bu dönüşümü yalnızca bir yasal gereklilik olarak değil, geleceğin konut standardı olarak görüyoruz.
- Yüksek faiz ve maliyet ortamında sektörü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Gayrimenkul sektörü Türkiye ekonomisinin en önemli dinamiklerinden biri. Son dönemde yüksek faiz oranları ve finansmana erişimde yaşanan zorluklar sektörde doğal olarak bir yavaşlama oluşturdu. Tam faizlerde iniş başladı, ekonomik olarak bir rahatlama olacak diye beklerken, maalesef ABD ve İsrail’den dolayı yakın coğrafyamızda işler yine karıştı, bizi de etkileyebilecek bu sıcak savaşın ilk etkilerinden biri, petrol fiyatları vs den dolayı enflasyon ve faizlerin yükselebilecek olması maalesef…
Ancak Türkiye’de konut ihtiyacı yapısal olarak çok güçlü. Genç nüfus, şehirleşme ve kentsel dönüşüm ihtiyacı konut talebini orta ve uzun vadede canlı tutuyor.
Bu nedenle sektörün doğru finansman modelleri ve uygun kredi koşullarıyla yeniden hız kazanacağına inanıyorum.
- Jeopolitik gerilimler, artan maliyetler ve deprem riski… Önümüzdeki dönemde konut piyasasında dengeleri ne belirleyecek?”
Konut piyasasında önümüzdeki dönemi belirleyecek en önemli unsur güvenli konut talebinin artması olacak. Özellikle deprem riski, Türkiye’de konut tercihlerini köklü biçimde değiştiriyor. Vatandaş artık yalnızca metrekareye ya da lokasyona değil, yapının güvenliğine, mühendisliğine ve dayanıklılığına bakıyor. Bu da kentsel dönüşüm projelerine olan talebi artırıyor.
Bunun yanında küresel ölçekte yaşanan jeopolitik gerilimler ve tedarik zinciri sorunları, inşaat maliyetlerinde dalgalanmaya yol açabiliyor. Bu nedenle sektörün maliyet yönetimini doğru yapması ve daha verimli üretim modellerine yönelmesi büyük önem taşıyor.
Önümüzdeki dönemde konut piyasasında dengeleri belirleyecek bir diğer başlık da sürdürülebilir ve çevre dostu projeler olacak. Enerji verimliliği yüksek, çevreye duyarlı ve yaşam kalitesini artıran projeler yatırımcı ve kullanıcı açısından daha fazla tercih ediliyor. Bu noktada finansman modellerinin çeşitlenmesi de dönüşüm projelerinin hızlanması açısından kritik rol oynayacak. Kamu destekleri, uygun kredi mekanizmaları ve özel sektör iş birlikleri, dönüşümün önünü açan temel unsurlar arasında yer alacak.
- “Türkiye’de son yıllarda yürürlüğe giren yeni yönetmelikler ve sürdürülebilirlik kriterleri, kentsel dönüşüm projelerini nasıl değiştiriyor?”
Türkiye’de son yıllarda hayata geçirilen düzenlemeler, kentsel dönüşüm projelerini yalnızca yapı güvenliği açısından değil, çevresel sürdürülebilirlik açısından da dönüştürmeye başladı. Artık yeni projelerde enerji verimliliği, yalıtım standartları ve kaynak kullanımının verimli olması çok daha belirleyici hale geliyor.
Enerji kimlik belgesi uygulamaları, yeşil bina sertifikaları ve karbon salımını azaltmaya yönelik standartlar sektörde yeni bir yaklaşımın gelişmesine katkı sağlıyor. Bu sayede daha az enerji tüketen, çevreye duyarlı ve uzun vadede işletme maliyetlerini düşüren konut projeleri ortaya çıkıyor.
Aynı zamanda akıllı şehir yaklaşımı da dönüşüm projelerine entegre edilmeye başlandı. Dijital altyapı, enerji yönetimi, ulaşım entegrasyonu ve sosyal alanların planlanması gibi unsurlar artık projelerin önemli parçaları haline geliyor. Tüm bu gelişmeler kentsel dönüşümü sadece eski binaların yenilenmesi değil, daha yaşanabilir, dayanıklı ve sürdürülebilir şehirler oluşturma süreci olarak yeniden tanımlıyor.
- Kentsel dönüşüm?
İstanbul için kentsel dönüşüm artık bir tercih değil, zorunluluk. Deprem gerçeği göz önüne alındığında güvenli konut üretimi sektörün en önemli sorumluluklarından biri. Türkiye'nin yüksek deprem riski taşıyan bir bölgede yer alması, özellikle 16 milyonluk yoğun nüfusu nedeniyle İstanbul'u olağanüstü bir risk altına sokuyor.
Rakamlar vahim tabloyu gözler önüne seriyor. İstanbul’da yaklaşık 7,1 milyon bağımsız konut bulunuyor. Bunların yaklaşık 2 milyonu riskli kabul ediliyor. Bu konutların yaklaşık 600 bininin acil dönüşmesi gerekiyor.
İstanbul’da 2000 yılı öncesi yapılmış yaklaşık 800 bin bina bulunuyor ve bunların önemli kısmı deprem riski taşıyor.
İstanbul’da bugüne kadar 924 binden fazla konut dönüştürüldü. Bakanlığın resmi açıklamasına göre, 263 binden fazla konutun dönüşümü ise hâlen devam ediyor.
İstanbul’un dönüşümünün sağlanması hem hayati bir konu, olası bir afette öngörülen yüksek can kayıpları nedeniyle. Hem ekonomik bir konu, herkesin kabul gördüğü bir gerçekle, İstanbul ülkenin ekonomi başkenti. Bir felakette ülke ekonomisinin çökme ihtimalinden bile bahsedilebilir. Hem de ulusal güvenlik konusu. Böyle bir şehrin yaşayacağı felaket, düşmanların yüzünü güldürebilir…
Dolayısıyla kenti dönüştürmek milli sorumluluk sayılmalı. Ancak biz KARMAR olarak bu kentsel dönüşüme güvenli, sağlam yaşam alanları üreterek katılıyoruz. Yık yap tarzı kentsel dönüşüm projelerini öncelemiyoruz, onun yerine yaşam kalitesini artıran dönüşüm modelleri geliştirmeye odaklanıyoruz.
Çünkü bizim için konut üretmek sadece bir inşaat faaliyeti değil, insanların hayat kalitesini yükselten bir yaşam kültürü oluşturma meselesidir. Bu açıdan bakıldığında biz bölgenin kalitesini yükselten projelerimizle kentin dönüşümüne doğrudan katkı sağlıyoruz diyebiliriz.
"Sayın Emrullah Yedikardeş'in çizdiği bu vizyon, inşaat sektörünün salt ticari bir faaliyet olmaktan öte, toplumsal sorumluluk ve yaşam kalitesi odağında nasıl yürütülmesi gerektiğini bir kez daha gösteriyor. Özellikle konut finansmanı ve maliyetler konusunda dile getirdiği yapıcı eleştiriler, sektörün gelecekteki büyüme dinamiklerine ışık tutuyor. KARMAR'ın geniş daire, ferah yaşam alanları ve yüksek izolasyon standartlarıyla yarattığı 'aile konsepti', bir yap-sat modelinden ziyade, kalıcı bir değer inşa etme misyonunu vurguluyor.”
LONCA Business Network olarak, sektörde fark yaratan bu felsefi yaklaşım ve sürdürülebilir büyüme hedefleri için tebrik ediyor ve bize zaman ayırıp okurlarımızla buluşturma fırsatı verdiği için Sayın Yedikardeş'e teşekkür ediyor, başarılı projelerinin devamını diliyoruz.